Yem sektörünün önündeki engel: “HAMMADDE İTHALATI”

TÜRKİYEM-BİR, M. Ülkü KARAKUŞ: “İthal hammadde fiyatlarındaki artışlar, yem fiyatlarını da artırmaktadır. Dış piyasada rekabet avantajımızı yüksek hammadde fiyatları nedeniyle kaybetmekteyiz. Bu durumun önlenmesi için başta yağlı tohumlar olmak üzere hububatlar ve diğer bitkisel ürünlerin ülke içi üretiminin, ihracat payımız da göz önüne alınarak hayvancılığımız ihtiyacına yeter seviyeye getirilmesi gerekmektedir.”

Teknolojik donanım, kalite ve üretim kapasitesi açısından gelişmiş bir yapıya sahip olan Türkiye’deki yem sektörü, özellikle Türkiye’nin yem hammaddeleri konusunda ithalata bağımlı olmasından dolayı gerek iç piyasada gerekse dış piyasada zorluklarla karşılaşmaktadır. Türkiye yem sektörünün şuanda yılda 300 bin ton civarında karma yem ihracatı yapabildiğini söyleyen Türkiye Yem Sanayicileri Birliği (TÜRKİYEM-BİR) Yönetim Kurulu Başkanı M. Ülkü KARAKUŞ, bu miktarın sektörün kapasitesinin çok çok altında kaldığını vurguluyor.

2012 yılında yem sektörünün 14,5 milyon ton karma yem üretimi gerçekleştirdiğini hatırlatan KARAKUŞ, toplam kapasitenin sadece tek vardiyada 15,3 milyon ton olduğunu belirtiyor. Türkiye yem sektörünün uluslararası piyasada daha aktif olmasının yolunun başta yağlı tohumlar olmak üzere yem hammaddelerinin üretiminin arttırılmasına bağlı olduğunu vurgulayan Ülkü KARAKUŞ, gelecekle ilgili öngörülerde de bulunuyor. Türkiye’deki yem fabrikalarının gelecek yıllarda daha yüksek kapasiteli gelişmiş fabrikalara dönüşeceğini ancak şuan 471 olan faal fabrika sayısının azalacağını öngören KARAKUŞ, yem sektörüyle ilgili sorularımızı yanıtlıyor.

Sayın Karakuş, öncelikle Türkiye’deki ortalama yem tesisi sayısı, teknolojik altyapısı ve bu tesislerin üretim kapasiteleri hakkında bilgi verir misiniz?
Ülkemizde 471 adet faal yem fabrikası mevcuttur. Bu fabrikaların %60’ı 10 ton/saat kapasiteden küçük fabrikalardır. Ancak, son yıllarda sektörde küçük fabrikaların yerine daha büyük kapasiteli fabrikaların kurulmaya başladığını söyleyebiliriz. Türkiye karma yem üretiminin %75’lik kısmı, ilk 100 firma tarafından üretilmektedir.

Ülkemizde tek vardiya üzerinden 15,3 milyon ton karma yem üretim kapasitesi bulunmaktadır. 2012 yılında ise 14,5 milyon ton karma yem üretilmiştir. Tek vardiya üzerinden hesaplandığında sektörümüzün kapasite kullanım oranı %95, çift vardiya üzerinden hesaplandığında ise %50 civarındadır.

Üretilen yemlerin büyük bir kısmı AB standartlarında faaliyette bulunan tesislerce üretilmektedir. Sektörümüzdeki teknolojik altyapı ve bilgi birikimi oldukça gelişmiş olup, yeni teknolojiler yakından takip edilmektedir. Peletleme, ekstrüzyon ve ekspander gibi teknolojiler uygulanarak yemin içerdiği besin maddelerinin hayvanlar için yarayışlılığını ve sindirimini geliştirmeye yönelik işlemler uygulanmaktadır.

Karma yem sektörü içerisinde en ileri teknolojileri uygulayan dalların başında ise balık yemi üretimi gelmektedir.

Türkiye’deki yem sektörünün şu anki genel büyüme ve gelişmişlik durumuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Türkiye yem sektörü her yıl ortalama % 5-10 arasında büyümektedir. Karma yem sektörü, 2012 yılında 2011 yılına göre %10 oranında büyüyerek karma yem üretimini 14,5 milyon tona çıkarmıştır. 2012 yılında 2011 yılına göre kanatlı yemlerinde %7 artış ile 6 milyon tonluk üretim, büyük-küçükbaş yemlerinde ise %11 artış ile 8 milyon tonluk yem üretimi gerçekleşmiştir. 2012 yılında 300 bin ton balık yemi ile 200 bin ton civarında da kedi köpek, at ve diğer hayvan yemleri üretilmiştir. Sektörümüz 2008 yılında 4,6 milyar dolar olan cirosunu, yıllar itibariyle artırarak 2012 yılında 6,9 milyar dolara çıkarmıştır. Bu rakamın 2013 yılı sonunda da %8’den fazla artarak 7,5 milyar dolara ulaşacağını tahmin etmekteyiz.

Yem üreticileri için en önemli konu hammadde temini. Peki, Türkiye yem hammaddesi üretiminde hangi noktada? Yem hammaddesi üretim miktarı hakkında bilgi verir misiniz?
Ülkemizde 14,5 milyon ton karma yem üretiminin yanı sıra 5,5 milyon ton kadar da kendi yemini üretenlerin yaptığı çiftlik içi yem üretimi söz konusudur. Bu yem üretimi de hesaba katıldığında toplam 20 milyon ton yem üretildiği söylenebilir. Yemlerde ağırlıklı olarak arpa, mısır, buğday gibi hububatlar, soya, ayçiçeği, kanola, pamuk tohumu gibi yağlı tohumlar ile bunların küspeleri, kepek, razmol, bonkalit gibi değirmencilik ürünleri ve mısır yan ürünleri kullanılmaktadır. Ülkemizde üretilen ve ithal edilen mısırın 3,7 milyon tonu, tek başına yemlik olarak tüketilmektedir. Bunun yanında 780 bin tonu nişasta sanayinde, 300 bin tonu mahalli olarak, 100 bin tonu ise endüstriyel alanda tüketilmektedir.

Ülkemizde 2012 yılı rakamlarıyla 4,6 milyon ton olan mısır üretiminin yanı sıra 800 bin ton kadar da ithalat gerçekleştirilmiştir. Mısırın son yıllarda üretimi artmaktadır ancak buna paralel olarak yem, yağ ve tatlandırıcı sektörü ile biyoyakıt-biyoetanol üretiminde kullanımı da artmaktadır. Mısır üretimini artırmak adına oluşturulan prim ve satın alma politikalarıyla mısır üretimimiz artırılmıştır ancak ülkemizde iç piyasada satılan mısırın fiyatı, yurt dışı mısır fiyatlarına göre %30 daha pahalı hale gelmiştir. Bu da bizim yurt dışına hayvansal ürün ve yem ihracatı yapma şansımızı sınırlamaktadır ancak bu durum, “Dahilde İşleme Rejimi” kapsamında, gümrük vergisiz olarak yapılan ithalatla kısmen giderilebilmektedir.

Kuraklık ve üretim alanlarında başka ürünlere yönelme gibi nedenlerle bazı dönemlerde mısır tedarikinde sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu durumda da sektörümüz mısır yerine ikame olarak buğdaya yönelmektedir. Sektörümüzün her yıl yaklaşık 500 bin ton buğday kullandığını tahmin etmekteyiz. Mısır üretimimizin yeterli olmadığı dönemlerde ise yemlik buğday kullanımı 2 milyon tona kadar çıkmaktadır. Ülkemizde özellikle yağlı tohumlu bitkilerin arzından kaynaklı sıkıntılar, yem sektörümüzü olumsuz etkilemektedir. Protein kaynağı olarak mutlaka kullanmamız gereken soya, ayçiçeği, kanola, aspir gibi yağlı tohum küspeleri, yem sektörümüzün ihtiyacına yeter seviyede üretilmemektedir.

Yem sektörünün ihtiyacının karşılanabilmesi için en az 2 milyon ton soya üretilmesi gerekirken, ülkemizde sadece 120 bin ton soya üretilmektedir. Yem sektörünün ihtiyacı olan ayçiçeği küspesinin yerli üretimden karşılanabilmesi için ise 1,4 milyon ton olan ayçiçeği üretimimizin 3,5 milyon tona çıkarılması gerekmektedir. Bu üretimler sağlandığı takdirde yağ konusunda dışa olan bağımlılığımız da giderilebilecektir.

Yıllar itibariyle yağlı tohumlulara yönelik verilen destek primleri artırılmış ancak üretimimiz henüz istenen seviyeye maalesef ulaşamamıştır. Dünya nüfusunun ve hayvansal gıdalara olan talebin artması, dünya ticaretine konu olan bu ürünlerin fiyatlarını da artırmaktadır. Bu durumda, büyük kısmını ithal ettiğimiz yağlı tohumlara daha fazla para ödeyen yem sektörümüzde, yem fiyatlarını dengede tutabilmek oldukça güç hale gelmiştir.

Sizin de belirttiğiniz gibi Türkiye’deki yem sektörü hammadde kaynağı açısından büyük oranda ithalata bağımlıdır. Türkiye yem sektörünün gerçekleştirdiği yem hammaddesinin ithalat miktarı ve bu ithalatın sektöre etkisini anlatır mısınız?
Yem sektörümüz soya, soya küspesi ile ayçiçeği tohumu küspesi başta olmak üzere ağırlıklı olarak yağlı tohum ve küspelerini, mısır, mısır türevleri, DDGS, kepekler, melas, balık unu ile vitamin, mineral gibi yem katkı maddelerini ithal etmektedir. 2012 yılında sadece bu ürünlerden 5,5 milyon ton ithal edilmiş ve bu ithalata yaklaşık 2,7 milyar dolar ödenmiştir.

5 yıl öncesinde ise aynı yem hammaddelerinden 4,8 milyon ton ithal edilmiş ve 2 milyar dolar ödenmişti. Yani son 5 yılda ithalat miktarımız %15, ithalata ödediğimiz değer ise %35 oranında artış göstermiştir. Yıllar itibariyle aynı ürünleri daha fazla ve daha pahalıya ithal eden yem sektörünü ve dolayısıyla hayvancılığımızı, bu olumsuz tablo doğrudan etkilemektedir.

İthal hammadde fiyatlarındaki artışlar, yem fiyatlarını da artırmaktadır. Bu durumda da yeme olan talep ve yem alındıktan sonraki ödemelerin geri dönüşünde sıkıntılar yaşanmaktadır. İç talebin yanında dış piyasada da rekabet avantajımızı yüksek hammadde fiyatları nedeniyle kaybetmekteyiz. Bu durumun önlenmesi için başta yağlı tohumlar olmak üzere hububatlar ve diğer bitkisel ürünlerin ülke içi üretiminin, ihracat payımız da göz önüne alınarak hayvancılığımız ihtiyacına yeter seviyeye getirilmesi gerekmektedir.

Hububat ve bakliyat bazlı yem kaynakları nelerdir? Bu ürünlerin hangileri direkt, hangileri dolaylı olarak yem sektöründe kullanılıyor? Bu ürünlerin işlenmesi sırasında elde edilen atıklar, yem üretiminde nasıl değerlendirilebilir?
Sektörümüzde hububatlardan ağırlıklı olarak mısır, arpa kullanılmakta olup, bunun dışında yulaf, çavdar, sorgum, tritikale gibi hububatlar da yem olarak değerlendirilmektedir.

Mısır arzı yeterli olmadığı dönemlerde ya da fiyatı uygun olduğu takdirde, ikame olarak yemlik buğday da yem olarak kullanılmaktadır. Bu ürünler yem değirmenlerinde kırılmak suretiyle doğrudan kullanıldığı gibi nişasta ve un sanayinin mısır kepeği, razmol, bonkalit, kepek gibi yan ürünleri halinde de yemlerde kullanılmaktadır. Hububatlar ve yan ürünleri dışında baklagiller de tek başına veya işlenmiş formlarda (kuru ısıtılmış fasulye, fasulye protein konsantresi, mercimek kabukları, lüpen razmolu gibi) yemlerde kullanılabilmektedir.

Hububatların, baklagillerin ve bunların yan ürünleri ile diğer yem hammaddelerinin yemlere katılma oranını; hayvanın enerji, protein gibi ihtiyaçları ve kullanılacak yem hammaddelerinin besin değerleri ile fiyatları belirlemektedir. Sektörümüz hayvan besleme değeri olan hemen her yem hammaddesini besin değerine, güvenilir olma durumuna, kalite kriterlerine ve fiyat avantajı yaratmasına göre değerlendirebilmektedir.

Yem üretiminde, insan gıdası olarak değerlendirilen tahılların yerine, alternatif olarak hangi ürünler değerlendirilebilir? Alternatif yem kaynakları noktasında Türkiye’nin durumu nedir?
Hayvanın yaşama ve verim payı için gerekli olan enerji ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılan hububatlar, taşıdığı besin değeri yanında hayvanın yemi sindirip yemden yararlanabilme potansiyeli ve o yemin bulunabilirliği gibi unsurlar da göz önüne alınarak rasyona dahil edilmektedir. Hububatlar öncelikle enerji kaynağı olarak yem rasyonlarında yer almakta olup, yem rasyonunda arpa, mısır veya buğday gibi tahıllardan en az biri kullanılmaktadır. Özellikle kanatlı yemi rasyonlarında mısır kullanımı %50-60 gibi büyük bir oran teşkil etmektedir. Yani 100 kg yemin 50-60 kg’ı mısırdır. Büyükbaş-Küçükbaş yemlerinde ise arpa ağırlıklı yem rasyonları oluşturulmaktadır (%20-50).

Kanatlı yemlerinde de, ruminant yemlerinde de hayvanın enerji ihtiyacının karşılanması için hububatların mutlaka belli bir ölçüde yem rasyonuna katılması gerekmektedir. Ancak, ruminant hayvanlar karma yemlerle beraber kaba yemleri de tüketip istenilen ölçüde performansı gösterdiğinden, eğer kaliteli kaba yem kaynağı yeterli ölçüde mevcut ise ruminantların gün içinde daha az karma yem tüketebileceği, bu sayede de hububatların tüketiminin azalacağı söylenebilir.

Fakat ülkemizde kaliteli kaba yem arzı konusunda ciddi bir sıkıntı olduğundan ruminant beslemede de karma yem kullanımı, dolayısıyla hububat kullanımı artarak devam etmektedir.

Türkiye yem sektörünü, özellikle hayvancılığın ve yem sektörünün geliştiği ülkelerle karşılaştırdığımızda karşımıza çıkan sonuç nedir? Türkiye yem sektörünün, emsal ülkelerle kıyaslandığında eksileri ve artıları nelerdir?
Kişi başına hayvansal ürün tüketimi konusunda ülkemizin gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde olduğu bilinen bir gerçektir. Türkiye’de kişi başına yıllık et tüketimi 40 kg iken bu rakam AB’nde 80 kg, ABD’de ise 108 kg’dır. Aynı şekilde Türkiye’deki süt, yumurta tüketimleri de gelişmiş ülkelerin oldukça gerisindedir. Bu durum bize hayvancılığımızın önünde alması gereken uzun bir yol olduğunun sinyalini vermektedir. Son yıllarda hayvan sayımızdaki artış memnuniyet vericidir ancak sürdürülebilir bir hayvancılık için mutlaka sürdürülebilir yem üretimine ihtiyaç vardır. Sektörümüz bu noktada tam bir anahtar rolü üstlenip hayvancılığımızın gelişimine katkıda bulunarak, hayvancılığa destek olmayı ilke edinmiştir.
Yem sektörümüz; teknolojisi, bilgi birikimi, alt yapısı ve kapasitesiyle hayvancılığın gelişmiş olduğu ülkelerle boy ölçüşür vaziyettedir. Ülkemizdeki yem fabrika sayısı, hayvancılığı gelişmiş ülkelerdeki yem fabrika sayılarına göre biraz daha fazladır.

Türkiye’de 461 adet faal yem fabrikası ile 14,5 milyon ton yem üretiliyorken Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde daha az yem fabrikası ile bu üretimler sağlanmaktadır. Örneğin Hollanda’nın 14,3 milyon tonluk yem üretimi sadece 100 fabrika tarafından, Almanya’nın 23 milyon tonluk yem üretimi ise 319 fabrika tarafından gerçekleştirilmiştir.
Ülkemizdeki yem fabrikalarının büyük çoğunluğunun (%60) kapasitesi 10 Ton/Saat’ten azdır. Ancak toplam karma yem üretimimizin %80’i, ilk 150 fabrika tarafından üretilmektedir. Yani sektörde büyük kapasiteli fabrikaların bir hakimiyeti söz konusudur.

İlerleyen yıllarda, şimdiden başladığı gibi küçük kapasiteli fabrikaların yerini daha büyük kapasiteli fabrikaların alacağını ve karma yem üretimimiz artarken fabrika sayımızın da azalacağını öngörmekteyiz.

Yem sektörümüzdeki yoğun rekabet, hayvancılığımızın içinde bulunduğu durum ve yaşadığı olumsuzluklara bağlı olarak yem ödemelerinde sıkıntıların olduğu, vadelerin uzadığı göze çarpmaktadır. Bu da sektörümüzün diğer ülkelerdeki yem sektörlerine göre rekabette dezavantajlı olmasına yol açmaktadır.

Türkiye’nin dünya yem piyasasında söz sahibi olabilmesi hangi faktörlere bağlıdır? Türkiye yem sanayinin gelişimi için neler yapılmalıdır?
Ülkemiz yem sanayinin dünya yem piyasasında söz sahibi olabilmesi için başta hammadde tedariki olmak üzere sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Bunun için bitkisel üretimimiz, başta yağlı tohumlar ve hububatlar olmak üzere mutlaka artırılmalıdır. Ancak bu sayede uygun fiyattan hammaddelerin sektörümüze düzenli arzı sağlanabilir ve bizim de dünya yem pazarlarında söz sahibi olabilmemiz mümkün olur.

Ülkemiz konumu itibariyle Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetlere yem pazarlayabilme avantajına sahiptir. Ancak yurt içi yem hammadde fiyatlarının dünya fiyatlarının çok üzerinde seyretmesi, bu avantajımızı kaybetmememize neden olmaktadır. Bu durumda, ülke içi üretimi ihtiyacımıza yetmeyen hammaddelerin ithalatında, sektörümüze dahilde işleme rejiminde olduğu gibi kolaylıkların sağlanması ve bunların uygulanabilir kılınması gerekmektedir.

Ayrıca, limanlardaki alt yapı eksikliklerimizin giderilmesi ve DIR kapsamında gerekli düzenlemelerin yapılması halinde, ülkemiz net bir karma yem ihracatçısı konumuna gelebilir. Yem sektörümüzün teknolojik bilgi ve kurulu kapasitesi yılda 1-2 milyon ton konsantre yemin ihracatına uygundur. Ancak, yılda 300 bin ton civarında karma yem ihracatı yapabilmektedir ki, bu yapılabilecek olanın çok altındadır.

Bir önceki yazımız olan Yem üretiminde trendler ve teknoloji seçimi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Kontrol edin

“Türkiye’de büyümek için satın alma fırsatları kolluyoruz”

Greg Harvey, Interflour: “Türkiye’deki işlerimiz oldukça istikrarlı. Interflour büyümek için her zaman satın alma fırsatları arıyor. Zamanla …