Sektörün ‘Ağabeyi’ Edip H.Aktaş’tan önemli çağrı: ŞİMDİ BİRLİK ZAMANI

“Şu anda Türk un sanayicisi ve değirmen makinaları endüstrisi çok ciddi bir rekabetle karşı karşıya. Çok ciddi sorunlar var. Ama üzülerek görüyorum ki sektörümüz bir ayrışma içinde. Bu ayrışma bu ülkeye zarar. Emeğe yazık, sermayeye yazık! Bizim böyle bir lüksle uğraşacak hâlimiz yok. Şimdi kapsayıcı olma zamanı. Bunların bir birleştiricilik çatısı altında, birlikte makro projeler üreterek aşılması lazım.”

, 100. sayısında Türk değirmencilik endüstrisinin yakından tanıdığı tecrübeli bir isme konuk oldu. Sektörde 40 yılı geride bırakmış, Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu’nun (TUSAF) kurulmasında öncü rol oynamış Edip H.Aktaş, Ankara’daki ofisinde Değirmenci’yi ağırladı. Sektör temsilcilerinin “ağabey” dediği Aktaş bir çok önemli görevde bulunmuş bir profesyonel. CV’sinde Toprak Mahsülleri Ofisi Hukuk Müşavirliği, Gümrük Bakanlığı Gümrük Müsteşar Yardımcılığı, Hollanda Büyükelçiliği Maliye ve Gümrük Müşavirliği, BM’ye bağlı Uyuşturucu Madde Kaçakçılığıyla Mücadele Eden Ulusal Kuruluş Bölüm Başkanları (HONLEA) Başkanlığı ve TUSAF Genel Sekreterliği gibi kritik görevler yer alıyor. Halen de Anadolu Nişasta ve Glikoz Sanayicileri Derneği (ANGSAD) Genel Sekreteri, Türkiye-Hollanda Dostluk Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve VICTAM’ın Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika temsilcisi olarak görev yapıyor.

Böylesine derin bir sektör tecrübesine sahip olan sayın Aktaş ile Türk değirmencilik endüstrisinin durumunu görüştük. Samimi açıklamalar ve önemli uyarılarda bulunan Aktaş, özellikle sektördeki ayrışmadan muzdarip. TUSAF’taki görevinden ayrılırken geride bütünleştirici bir federasyon bıraktığını, ancak şu an ise farklı bir tablo ile karşı karşı olduklarını vurguluyor. “Üzüntü içinde sektörde bir ayrışma görüyorum.” tespitinde bulunan Aktaş, “Emeğe yazık, sermayeye yazık, ülkeye yazık. Şimdi burada birleştirici olmak lazım. Ortak paydada grupları bir araya getirmek lazım. Bu birleştiriciliğin, mutlaka ve mutlaka bir an önce gerçekleştirilmesi lazım. Bunun için de politikaların üretilmesi lazım.” çağrısında bulunuyor. Bu noktada da TUSAF’ın önemli rol üstlenmesi gerektiğini kaydediyor.

İşte Sayın Edip H.Aktaş’ın sektöre yönelik mesajları:

Edip Bey, siz yıllardır bu sektörün içinde bulunan, sektörü yakından tanıyan bir akil adamsınız. Bu nedenle sektöre yönelik görüşleriniz önemli. Şu an Türk değirmencilik endüstrisine baktığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Öncelikle beni böyle nitelediğiniz için teşekkür ederim. Evet, TMO hukuk müşavirliği ile başlayıp HONLEA Başkanlığı ve arkasından TUSAF Genel Sekreterliği ile devam edip bugünlere gelen uzun bir süreç…Sektörde az-çok emeği olan bir insanım. Dolayısıyla bu kadar yıllık bir tecrübe bana bir anlamda iyi bir gözlemci olma imkanı tanıdı. Elbette insan çok emek verdiği yerlerin üzerine de titremeye devam ediyor.

Sorunuza dönecek olursak: Bizde bir ironi yaşanıyor. Bizim un sanayicilerimiz belli bir piyasaya giriyor, oraya un ihraç ediyorlar. Arkadan da makinecilerimiz bu pazarlara gidiyor ve yabancı un ithalatçısına, “Sen un ithal etmeyi bırak. Makine al. Hem istihdam yaratırsın hem de ithal ederek un üretirsin. Ve sana daha az maliyetle gelir.” diyor. Dolayısıyla peyderpey un sanayicisinin pazarı azalırken, makine sanayicilerimizin pazarı artıyor.
Tabi özellikle gelişmekte olan toplumlarda, sektörel sivil toplum örgütleri çok önemli. Dolayısıyla değirmen makinecilerinin de kendilerini temsil eden bir birlik kurmaları benim teşvik ettiğim bir şey. Ama burada kapsayıcı olmak lazım. Mesela, biz Sayın Erhan Özmen’le beraber 2005 yılında TUSAF ‘ı kurarken Ege Bölgesi’ni, Doğu Anadolu’yu dâhil etmeye ve bütün Türkiye’yi kapsamasına çalıştık. Niye? Çünkü bu tüm Türkiye’deki un sanayicilerini ilgilendiren, onları temsil eden bir kuruluş olmalıydı. Bu perspektifle hareket ettiğin zaman birleştirici olabiliyorsun. Nitekim, 2010’dan ben TUSAF’tan ayrıldım. Beş yılda bütün birleştiriciliğiyle, bütün gücüyle bir federasyon bıraktık.

SEKTÖR BU AYRIŞMAYI KALDIRMAZ
Şimdi benim üzülerek gözlemlediğim şey şu: Un sanayiinde bir ayrışma var. Bir bakıyorum makine sanayiinde ayrışma var. Bir bakıyorum, fuarcılık sektöründe ayrışma var. Bunun arkasında X, öbürünün arkasında Y var. Yazıktır! Bundan herkes zarar görür. Şimdi burada birleştirici olmak lazım. Burada ortak paydada grupları bir araya getirmek lazım. Çünkü bu ayrışmadan maalesef tüm sektör zarar görecek. Bu ülkenin, bu sektörün bunu kaldırabilecek gücü yok.

Peki bu ayrışmanın önüne nasıl geçilebilir? Sektörde bütüncül bir yaklaşım nasıl sağlanabilir?
Bakın burada şemsiye kurum TUSAF. TUSAF’ın bu birleştirici rolü üstlenmesi lazım. Yani mutlaka ve mutlaka önce kendi çatısı altındaki birleştiriciliğini pekiştirmeli. Ondan sonra da yıllardır bu sektörü temsilen düzenlenen fuarı da bir anlamda tek çatı altına getirip, hem fuar katılımcıları için hem de fuar düzenleyicisi için rantabl olacak ortamın sağlanması lazım diye düşünüyorum. Çünkü bir bölünmüşlük görüyorum ve bundan da son derece üzüntü duyuyorum.

UN SANAYİCİSİ PAZAR KAYBETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA
Özellikle de yurt dışında sektörü yakından ilgilendiren önemli gelişmeler yaşanırken böyle bir ayrışma enerji kaybı…

Bugün dünyanın en büyük un ihracatçısı Türkiye. Ama düne kadar Türkiye’nin buğday aldığı Ukrayna, Rusya ve Kazakistan un işine başladılar. Öbür taraftan Türk uncularının en büyük ihracat pazarı konumunda olan Irak’ta artık İran faktörü devreye giriyor. İran, Rusya’dan buğday alıp Irak’a satmak için Moskova ile el sıkıştı. Bu gelişmeler Türk un sanayisinin pazar kaybetmesine yol açabilir.

Bu noktada da özellikle kenetlenmek şart. Çünkü ciddi pazar kaybına uğrama söz konusu. Aksi halde ne olur? O pazarlar da elden gider. Şu anda Türk un sanayi çok ciddi bir rekabetle karşı karşıya. Böyle bir rekabet ortamında ileriye dönük projeksiyonlar ortaya konmalı ve ne gibi tedbirler alınabileceği tartışılmalı. Örneğin Uzakdoğu Asya gibi yeni pazarlara girmenin yolu aranmalı. Çünkü Doğu’da akıl almaz bir hinterland var. Çok büyük bir potansiyel var. Şimdi, orada un tanıtımının yapılması lazım.
Mesela bakın Çin bir numaralı pirinç tüketicisi. Ama şimdi ununa dönüyorlar yavaş yavaş. Bu da bir taraftan Türk un sanayicisi için büyük avantaj olabilir. O zaman sen de buğday ununu tanıtırsın. Şu anda siz oraya ihracat yapamayabilirsiniz. Ama tüketim alışkanlıkları değiştiğinde bunu başarmış olursunuz. O zaman ihtiyaç içerden gelecek. Bir örnek vermek istiyorum: Ben Toprak Mahsulleri Ofisi’nde 1987 ticaret daire başkanıydım. Ve o zaman Toprak Mahsulleri’nin elinde 750 bin ton yeşil mercimek vardı. Bu ürünün tüm dünyadaki ticaret hacmi ise 250 bin tondu. Ne kadar satsam da 500 bin ton elimde kalıyor. Ne yaptım? Elemanlarımla beraber Hindistan’a, Pakistan’a, Bangladeş’e adeta çadır kurdum ve orada tanıtım yaptık. Mercimeğin kabuğunu soyduk. Avustralya’dan gelen turdal diye bir gıda maddesi vardı, nohutun küçüğü. Mercimeği ‘Turkish turdal’ diye tanıttık. O 45 dakikada pişiyordu, bizim mercimek 15 dakikada. Bunu işleyip reklamını yaparak 750 bin tonu başarıyla pazarladık.

Pazar böyle bir şey. Dolayısıyla, bizim için şu anda Türk un sanayicisinin önünde çok ciddi rekabet var, çok ciddi sorunlar var. Bunların bir birleştiricilik çatısı altında, birlikte makro projeler üreterek aşılması gerek.

A ya da B firması şeklinde bir şey söylemek istemiyorum. Ama bu tanıtımları, fuarları ayrı ayrı yaparak başaramazsınız. Çünkü dünya bu kadar büyük değil.

YURT DIŞINDA EĞİTİM PROJELERİNE EĞİLMEK GEREK
Sadece pazarlama ve reklam değil, işin eğitim boyutuna da el atılması gerek.Mesela neden yurt dışında bir değirmencilik okulu açmayalım? Bunların hepsinin bir çatı altında düşünülerek, bu projeksiyonun yapılması lazım. Bu kapsamda da sektöre yönelik derginizin 100. sayısı gibi böylesine sembolik değeri yüksek bir sayıda birlik ve beraberlik mesajı vermek istiyorum. Burada tabi işin medya boyutu var, PR boyutu var. Buradan da sizin payınıza bir mesaj düşüyor.

Un sanayisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Un sektörü bir konsolidasyonda. Ben TUSAF Genel Sekreteri iken Türkiye’de toplam 1100 fabrika vardı. Şimdi ise bu rakam 700’lerin altına düştü. Bunun daha da rasyonel rakamlara inmesi gerekiyor.

Satın almalar, birleşmeler yaşanacak…

E tabi. En sağlıklı şey de birleşmeler tabi. Şirket evlenmeleri ve birleşmeler. Aynı şey makineciler için de geçerli. Yarın bu kadar makine fabrikasını sektör kaldıramayacak. Orada da birleşmeler olacak. İşte benim de söylemek istediğim bu. Emeğe yazık, sermayeye yazık, ülkeye yazık. Bu birleştiriciliğin, mutlaka ve mutlaka bir an önce gerçekleştirilmesi lazım. Bunun için de politikaların üretilmesi lazım. Bu sektörde tecrübesiyle, birikimiyle ön planda olanların elini taşın altına koyması gerek. Ben bugün bu mesajı, üzüntü içinde veriyorum. Ama bunun gerekliliğine inanarak veriyorum. Çünkü böyle bir ayrışmayı görüyorum. Bu ayrışma da bu ülkeye zarar. Bizim böyle bir lüksle uğraşacak hâlimiz yok. Önemli olan hakikaten ülkemize, milletimize yararlı olan faaliyetlerin içinde olabilmek. Bu projeksiyonları ortaya koyup bunları hayata geçirebilmek. Bu da birlik ve beraberlikle olur, ayrıştırarak olmaz.

Bir önceki yazımız olan "“Karadeniz havzası, buğday ticaretinde bize lojistik avantaj sağlıyor”" başlıklı makalemizde "Ali İhsan ÖZKAŞIKÇI, buğday ticareti ve Karadeniz havzası" hakkında bilgiler verilmektedir.

Kontrol edin

“Pes etmeyen karakterimiz ve üretim teknolojimiz bizi zirvelere taşıyor”

“Ülkemiz makarna sektöründe önemli mesafeler kat etti. Üretim ve hammadde gücü olarak İtalya ve diğer …