Laboratuvar yatırımı mı, gelecek yatırımı mı!

Melek MALKOÇ, Anamed & Analitik Grup: “Standartların, belli kriterlerin öne çıktığı bir dönemde yaşıyoruz. Örneğin ihracat yapacaksanız, bunu, sizden istenen standartları yerine getirerek sağlayabilirsiniz. Bugün Türkiye’de fabrikaların büyüdüğünü, tonajların arttığını, uluslararası platformlarda Türk ununun bir kaliteyi temsil ettiğini görüyoruz. Çünkü Türkiye’deki un fabrikaları, uzun yıllardır aldıkları taleplere ya da uluslararası ticarette istenen standartlara uygun un üretmeyi, ürettikleri unları farinograf, ekstensograf, alveograf gibi onaylı kalite değerlerini içeren analiz sertifikaları ile birlikte sunmayı başarabiliyorlar.”


Röportaj: Derya YILDIZ-İSTANBUL

Türkiye’de değirmencilik sektöründe kalite kontrol cihazları denildiğinde ilk akla gelen firmalardan biri olan Anamed & Analitik Grup, çoğumuz için özellikle Brabender markasıyla özdeşleşmiş durumda. Ancak sektörde 40 yılı geride bırakan firma, temsil ettiği markalardan ziyade, kendi hizmet kalitesi ve değerleriyle başarısını kanıtlayan nadir temsilcilerden.

Bugüne kadar pek çok farklı platformda bir araya geldiğimiz firmanın Genel Müdürü Melek MALKOÇ’la, bu sefer İstanbul’daki merkez ofislerinde, özel bir röportaj için buluştuk. Son derece keyifli söyleşimiz esnasında, bir anlamda Türkiye’de değirmencilik sektörünün laboratuvar ve kalite kontrol konusundaki dününü ve bugününü değerlendirme imkanı bulduk. Sayın Malkoç’un paylaştığı anıları hem Türkiye’nin bu konuda kat ettiği mesafeyi göstermesi hem de laboratuvarın önemini ve kazanımlarını göstermesi açısından son derece dikkat çekici. Ayrıca Türkiye’deki bu süreç, dünyanın farklı noktalarındaki pek çok üretici için de örnek oluşturabilecek nitelikte. Eğer laboratuvarla ilgili bir yatırım yapmayı düşünüyorsanız, bu söyleşi size yeni ufuklar açacaktır.

Sayın Malkoç, Anamed & Analitik Grup olarak Türkiye’de değirmencilik ve fırıncılık endüstrisinin yakından tanıdığı bir firmasınız. Öncelikle bize firmanızın amacını ve odak noktasını anlatır mısınız?
Değirmencilik ve fırıncılık endüstrisindeki en önemli odak noktamız doğadan gelen bir ürün olan buğday. Buğdayın kültüre, yaşama ve geleceğe katacağı değerlerle ilgili çalışıyoruz. Amacımız bu değerleri daha kalıcı hale getirme, hem ekonomik hem de fiziksel açıdan buğdayı artı değeri yüksek ürünlere dönüştürme çabası içerisinde olan üreticilere, bu amaca ulaşmalarını sağlayacak doğru laboratuvar çözümlerini sunabilmek…

Bizim görevimiz bu ve 1970’li yılların başında Türkiye’de ilk kez Tarım Bakanlığı’nın ve bakanlığa bağlı il laboratuvarlarının kuruluşunu gerçekleştirdiğimiz günden bu yana bunu yapmaya devam ediyoruz.

Peki kurduğunuz bu ilk laboratuvarlar halen aktif mi?
Üzerinden yaklaşık 40 yıl geçti ve bu süreçte bu laboratuvarlar elbette yok olmadı. Aksine yenilendi, farklı isimler, organizasyonlar altında gelişmeye devam etti. Devlet, laboratuvarları bir şekilde geleceğe taşıma ve geliştirme çalışmalarına devam etti. Zaman zaman bu çalışmalar içerisinde bizzat yer aldım, zaman zaman da bu konuda yapılan çalıştaylarda gözlemci olarak bulundum. Devletin bu konuda son 10-15 yılda attığı adımlar, sektöre önemli bir değer kattı. Devletin sağladığı desteklerle özel sektör de güçlendi ve daha kaliteli üretim yaparak ihracatını geliştirdi. Bugün Türkiye’de un sanayinin ihracatla ülke gelirine kattığı değer çok büyük.

Günümüzde laboratuvar cihazlarıyla tespit edilen birçok özellik, geçmişte nasıl belirleniyordu? Laboratuvarların Türkiye’de un değirmenlerine girme süreciyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Yıllar önce bu işe başladığımızda, bugün kalite kontrol laboratuvarlarındaki cihazlar yardımıyla yapılan değerlendirmeleri, un fabrikalarındaki konunun erbabı ustalar hayatları boyunca edindikleri bilgi birikimi ve tecrübeler ışığında yapıyordu. Bu ustalar, önlerine gelen buğdayı dişleriyle kırarak hangi nihai ürün için daha uygun olduğuna karar verebiliyorlardı. Öğütülen buğdaydan elde edilen un ile hamur yoğurup, kendilerine göre yöntemlerle uzama ve direnç gibi kabiliyetlerini değerlendiriyor, reolojik özelliklerine bakabiliyorlardı. Bu da çok büyük bir tecrübe ve duyusal yetenek gerektiren bir işti.

LABORATUVAR USTABAŞI OSMAN!
Bu süreci anlatmak için sizinle küçük bir anımı paylaşayım. Yıllar önce Trakya’da (bugün faaliyette olmayan) bir un fabrikasını ziyaret ederek fabrika sahibine laboratuvar değerlerini, laboratuvarın ürüne ne katacağını, elde edilen son ürünün maliyetini nasıl etkileyeceğini anlattım. Fabrika sahibi ise beni fabrikadaki un ustam diyerek Osman Beyle tanıştırdı ve “işte benim laboratuvarım” dedi. Osman ustanın tüm gün boyunca yaptığı iş dişiyle buğdayı kırıp hangi ürün için uygun olduğuna bakmak, nasıl paçal yapacağını anlamak, buğdayı öğüterek una dönüştürmek, bu undan yoğurduğu hamurla ilgili reolojik bilgi vermekti. O dönem aklıma ilk gelen sorular “Osman Bey’e bu işi kim öğretti?” ve “Osman Bey gittikten sonra bu işi kim devam ettirecek?” olmuştu. Yani sürdürülebilir bir kaliteyi bu şekilde nasıl sağlayabilirsiniz?

İşte bu soruların cevabı yoktu. Yıllar sonra Osman Bey vefat ettiğinde söz konusu şirketin unlarını taşıyan gemileri istenilen kaliteyi sağlamadığı için Fas veya Tunus’tan geri döndü. Akabinde firma sahibi beni aradı ve artık bir laboratuvar kurmamız gerektiğini, unlarının geri döndüğünü, alıcıların kalite ve bu kaliteyi belgeleyecek dokümantasyon istediklerini söyledi. Yani artık o son derece yetenekli ustaların yetenek ve tecrübe ışığında ortaya koydukları analizler, herhangi bir dokümantasyona dönüştürülemediği için yeterli olmuyordu.

O noktalardan bugün bulunduğumuz konuma ulaşmak çok büyük bir başarı. Bugün doğudan batıya, kuzeyden güneye buğday işleyen bütün değirmenler, un sanayicileri laboratuvarlarında hedefleri doğrultusunda hangi buğday cinslerinden nasıl bir paçal yapılması gerektiğini, bu paçal sonucunda üretilen unların hangi son ürün için kullanılabileceğini ortaya koyabiliyor. Yani sanayiciler buğdayın ya da unun ekmeklik mi, bisküvilik mi, makarnalık mı yemlik mi olduğunu laboratuvar koşullarında belirleyebiliyor.

Aslında bu anınız laboratuvarın önemini açıklıyor ancak biraz daha ayrıntılandıracak olursak laboratuvarın un sanayicisine sunduğu katkılar, avantajlar nelerdir? Bir un fabrikasında laboratuvarın önemi nedir?
Standartların, belli kriterlerin öne çıktığı bir dönemde yaşıyoruz. Örneğin ihracat yapacaksanız, sizden istenen standartları yerine getirmelisiniz. Bugün Türkiye’de fabrikaların büyüdüğünü, tonajların arttığını, uluslararası platformlarda Türk ununun bir kaliteyi temsil ettiğini görüyoruz. Sadece yurtiçindeki dönüşler bu yönde değil, diğer ülkelerdeki ziyaretlerimizde, katıldığımız uluslararası toplantılarda aldığımız geri dönüşler de bu yönde. Çünkü Türkiye’deki un fabrikaları, uzun yıllardır aldıkları taleplere ya da uluslararası ticarette istenen standartlara uygun un üretmeyi, ürettikleri unları su kaldırma kuvvetini, direncini, fırındaki davranışlarını farinograf, ekstensograf, alveograf gibi uluslararası standartları taşıyan sonuçları dünyaca kabul görüp onaylanmış cihazların analiz dokümantasyonuyla birlikte sunmayı başarabiliyorlar. Bunu da sahip oldukları laboratuvarlar sayesinde gerçekleştirebiliyorlar.

Keza bugün Türkiye’de, çok sayıda unlu mamul üreten global firma zincirleri var. Bu global firmaların merkezi genellikle Amerika ve Avrupa olmakla birlikte Türkiye’de ürünlerinde Türk unu kullanıyorlar. Çünkü Türkiye’deki değirmencilerin istedikleri standartlardaki unu onlara sunabilme kapasitesi var.
Bütün bunların yanı sıra tüketici de bilinçleniyor ve aldığı unun hangi nihai ürün için olduğuna bakıyor. Dolayısıyla artık ürün çeşitliliği de son derece önemli. Bu çeşitlilikle birlikte ekonomik açıdan artı değeri yüksek ürünler geliştirmek de bir başka konu olarak karşımıza çıkıyor. Bütün bunları geliştirebilmenizin yolu da yine bir laboratuvar altyapısında geçiyor. En iyi kaliteye sahip ürünü, en uygun maliyetlerle nasıl elde edebileceğimizi yine laboratuvarda yaptığımız çalışmalarla belirleyebiliyoruz.

Tüm bunlara baktığınızda aslında sattığımızın sadece bir cihaz olmadığını göreceksiniz. Bütün bunlar bir ürünü, bir müesseseyi geleceğe taşıyan ve mutlaka yapılması gereken yatırımlar.

Cihazlar ya da bir laboratuvar tek başına yeterli mi peki? Bu cihazları kullanacak insan kaynağı da önemli bir konu olsa gerek?
Kesinlikle. Laboratuvar dediğiniz şey sadece cihazlardan oluşmuyor. Geleceğe yönelik yapılan laboratuvar yatırımının bir parçasını cihazlar oluştururken önemli bir parçasını da bu cihazları kullanacak uzman, eğitimli insan kaynakları oluşturuyor. Bir laboratuvar için cihazların verdiği analiz raporlarını anlayabilecek, yorumlayabilecek ve doğru kararları alabilecek iyi yetişmiş uzmanlar olmazsa olmazlardandır.

Peki Türkiye’de bu personeli yetiştirecek öğretim kurumları, buna uygun bir eğitim sistemi var mı?
Üniversitelerin bu konuyla ilgili eğitim veren bölümleri var. Buralardaki eğitime destek olan özel sektör firmaları var. Yani öğrenmek isteyen, gönül veren ve sabırlı olan herkes için laboratuvar süreçlerini öğrenebilecekleri bir eğitim sistemi var. Ancak eğitim ya da öğrenme hiçbir zaman kısa süreli bir akademik süreç gibi düşünülmemelidir, bu ömür boyu devam eden bir süreçtir. Hayatınızın son anına kadar sürekli yeni bir şeyler öğrenebilirsiniz. Her şeyi bildiğiniz noktada zaten hayat biter.

Biraz da temsilciliğini yaptığınız cihazlardan bahsedelim. Anamed & Analitik Grup denildiğinde aklımıza ilk gelen marka Brabender. Ancak sizin çok sayıda başka temsilciliğiniz de var. Biraz bunlardan bahseder misiniz?
İlk olarak Brabender’ı düşünmeniz çok doğal. Çünkü değirmencilik ve fırıncılık endüstrisinde öne çıkan markamız Brabender. Uluslararası platformda bir standardı temsil eden, ICC gibi önemli kuruluşlar tarafından onaylanmış bir marka olan Brabender, numune hazırlama, kalite kontrol, Ar-Ge için geniş bir cihaz yelpazesi sunuyor. Ayrıca laboratuvar değirmenleri, öğütücüleri var. Brabender’ın yanı sıra Büchi AG markamız var. Büchi yaş kimya olarak bilinen alanda hizmet veriyor ve protein, yağ gibi analizler için cihazlar üretiyor. Çikolata grubunda uluslararası platformlarda kabul görmüş ve Türkiye’de de tercih edilen bir marka olan Haake’nin temsilciliğini yapıyoruz. Bu markanın ürünleri arasında reometreler ve vizkozimetreler var. Elga firmasının su sistemleri var. Milestone firmasının hızlı yakma, mikrodalga sistemleri var. Bunların dışında sakkarimetre, polarimetre, refraktometre gibi şeker endüstrisine yönelik cihazlarımız var. Özel numune hazırlama sistemleri için çalıştığımız firmalar var. Bütün bu saydığım marka ve sistemler gıda grubu içerinde yer alan temsilciliklerimiz. Bunların dışında bir de kimya grubunda yer alan marka ve cihazlar var.

Temsilciliğini yaptığınız firmaların servis ve yedek parça gibi tüm hizmetlerini de doğrudan siz mi sunuyorsunuz?
Evet, sattığımız bütün cihazların arkasındayız ve bu cihazların servis, bakım-onarım, yedek parça gibi tüm hizmetlerini elimizden gelen en iyi şekilde kendimiz yapıyoruz. Şirketimizde satış mühendisinden çok servis mühendisimiz var. Zamanında müdahale etmek ve müşterimizi zor durumda bırakmamak için bu konuya özel bir önem veriyoruz.

Kaldı ki bu cihazlar için tüm bu hizmetleri, ülkemiz için vermek zorundayız. Firmalarımızın büyük yatırımlar yaptığı bu cihazlar, ülkemize değer katmak, geleceğimize yön vermek için geliyor. Bu cihazların satış sonrası verimli bir şekilde çalışmaması gibi bir lüksümüz yok. Elbette zaman zaman aksilikler, bizi aşan gecikmeler, vs. olabiliyor. Ama grup olarak amacımız bu ülkeye getirdiğimiz her cihazı amacına uygun çalıştırmak, bakımını-onarımını yapıp kullanım ömrünü uzatmak ve analiz sonuçlarının doğruluğunun tekrarlanabilirliğini sağlamak. İşimiz sadece cihaz satmak değil, cihazı satın alacak müessesenin geleceğe yönelik yatırımlarını en iyi şekilde sürdürmesine katkı sunmak… Bu bilinçle çalışıyoruz.

Peki bir laboratuvar cihazının yaklaşık ömrü kaç yıldır? Kaç yıl boyunca bu cihazlar için yedek parça ve sarf malzemesi temin edebiliyorsunuz?
Uluslararası kriterlere uygun olarak geliştirilen cihazlar için belirlenen süre 10 yıldır. Yani bu cihazları üreten firmaya lisans veren yetkili kuruluşlar, üretimden kalktıktan 10 yıl sonraya kadar firmalara bu cihazlar için parça sunma mecburiyeti getirmektedir. Son yıllarda bu süre 7 yıla kadar düşürüldü ancak hala çoğu üretici 10 yıl olarak sunuyor. Ancak elbette bunlar sadece standart. Ben 1950’li yıllarda uluslararası bir gıda örgütü tarafından Türkiye’ye satılmış ve halen çalışan cihazlar gördüm. Bu cihazlar mekanik olduğu için daha uzun ömürlü olabiliyorlar. Bazı firmalar hala bunların yedek parçasını veriyor.

Melek hanım temsilciliğini yaptığınız markaların güvenilir olması, kaliteli ürünler sunması, belirli konularda kendini dünya genelinde kanıtlamış olması, sizin başarınız için yeterli mi? Temsilciliğini yaptığınız markaları seçerken özel kriterleriniz var mı?
Geçmişe göre çok değişen değerler var, hatta kaybedilen… Temsilciliğini yaptığınız birçok firmadan sadece 4-5 tanesi zor gününüzde yanınızda yer alıyor. Örneğin; Türkiye’nin uluslararası politikası değiştiğinde, temsil ettiğiniz firmalarda da olumlu veya olumsuz değişimler görülebiliyor. Bazen ucuz iş gücü çalıştıran firmalarla karşılaşıyoruz. Bazen bölge müdürü unvanıyla gönderilen yetkilinin hiçbir konuda bilgisi olmadığını, tek derdinin cihaz satmak olduğunu görüyoruz. Benzer birçok hikayemiz var. Örneğin; geçmişte 20-25 yıl boyunca çok düzgün bir şekilde çalıştığımız bir firmanın, haberimiz dahi olmadan satıldığını öğreniyoruz ve akabinde sarf malzemesi, yedek parça, hizmet gibi konularda sıkıntılar yaşamaya başlıyoruz. Bizim böyle bir mantalite ile çalışmamız mümkün değil. Bu tip nedenlerle temsilciliğini yapmayı bıraktığımız firmalar var. Amacı sadece ülkemizi sömürmek olan bir firmayı, markayı şirket değerlerimiz kaldıramaz.

Halihazırda birlikte çalıştığımız firmalarla şuan için bu tip sorunlarımız yok ancak bu tip durumlarda biz kendi doğrularımız ve değerlerimiz çerçevesinde gerekli önlemleri alıyoruz.

Dolayısıyla temsil ettiğimiz markaların gücü, başarısı, kalitesi elbette ki çok önemli ama tek başına yeterli değil. Doğru çözümleri Türkiye’ye getirmek, bir temsilci olarak bu çözümlerin arkasında durmak ve teknik servis hizmetlerini en iyi şekilde sunmak, bizim işimiz. Bizi başarılı kılan da bu yaklaşımımız.

Laboratuvar cihazlarıyla ilgili önemli bir bilgi birikimine ve altyapıya sahipsiniz. Bu altyapıya ve bilgiye sahipken neden bu cihazların üretimini gerçekleştirmiyorsunuz?
Elbette ki elimize birçok cihaz ulaşıyor ve bunlar hakkında önemli bilgilere sahibiz. Bu cihazlar için cezai müeyyideleri olan çok önemli gizlilik anlaşmalarımız var. Ekibimizde yer alan tüm çalışma arkadaşlarımızın bu gizlilik anlaşmalarında imzaları var. Peki biz bu cezai müeyyidelerden mi korkuyoruz? Aslında hayır, neden kesinlikle bu değil. Neden, etik bir duruş sergilemek ve hem ticari ahlak hem kişisel ahlaki değerler. Biz duruşumuzu ve değerlerimizi koruyarak iş tanımımıza uygun hizmet vermekteyiz.

Evet, siz üretmiyorsunuz ancak Türkiye’de de kalite kontrol cihazları üretimi yapan birçok firma var. Sizce bu firmaların geliştirdiği teknolojilerin dünya genelinde pazarlanabilmesi, bu firmaların uluslararası ölçekte başarı kazanması için neler yapılması gerekiyor?
Onları da yakından takip ediyorum. Gerçekten başarılı olan üreticiler var ama yeterli değil. Zamanında şunu söylemiştim ve hala da bu söylediğimin arkasındayım; “Uluslararası platformda otoriteler tarafından kabul görmüş, akredite olmuş, uluslararası ölçekte patent almış cihazlar üretin, ürettiğiniz anda cihazlarınızın Avrupa’daki satıcısı ben olacağım.”
Bakın, bugün Türkiye olarak un ihraç ediyoruz. Bunu yapabilmemizin en önemli nedeni ise standartları oturtabilmemiz, belli kriterleri yerine getirecek altyapıya sahip olmamız ve bunu da dokümantasyonuyla birlikte sunabilmemiz. Un için başardığımız bu şeyi cihazlar için de başarabilirsek, istediğimiz her yere ihraç edebiliriz. Ancak tüm bunları yaparken öncelikli amaç para kazanmak olmamalı. Çünkü bu işler gerçekten çok büyük ve önemli yatırımlar gerektiriyor. Bugün uluslararası platformlara çıkmak, global ölçekte bir patent almak, ar-ge çalışmaları yapmak ciddi bir maliyet. Ama bunları başarabilirseniz, var olabilirsiniz.

Biraz da yeniliklerden bahsedelim. Yakın zamanda piyasaya sunacağınız yenilik var mı ya da şuan gündeminizdeki önemli sayılabilecek yenilikler arasında neler var?
Evet, önemli bazı yeniliklerimiz var. Bu yeniliklerden özellikle iki tanesi, gerçekten bir teknolojik değişimi ifade ediyor. Bunlardan biri 5 yıldır üzerinde çalıştığımız Brabender GlutoPeak cihazı. Avrupa’da 10 yıldır bu cihaz çalışıyor. Piyasaya sunmadan önce 5 yıldır biz de kendi çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Bu cihaz, 3 dakika gibi kısa bir sürede unların reolojik özelliklerini ölçerek ekmeklik mi, bisküvilik mi, baklavalık mı, gofretlik mi olduğunu ortaya koyabiliyor. Bu kadar hızlı bir şekilde sonuç veren, eşdeğer başka bir cihaz henüz yok. Cihazın Türkiye’deki araştırma enstitülerinde denemelerini yaptık, sonuçlarını aldık ve şuanda da Türkiye’deki genel standart kalibrasyonunu oluşturmaya çalışıyoruz.

Bir diğer yeniliğimiz proseste, yani üretim esnasında hızlı bir şekilde kalite kontrol analizi yapan Online NIR dediğimiz cihaz… Bu cihaz, yağ, un ve yem de dahil olmak üzere tüm gıda ürünlerinde kullanılabiliyor. 2 yıl içinde 5’e yakın yerde bu cihazı kurduk, kullanıcılara gerekli eğitimleri verdik, testleri yapıp sonuçlarını değerlendirdik ve uygun olduğunu kanıtladık. İDMA Fuarı’nda da sergilediğimiz bu cihaz, çalışma prensibi ve teknolojisi açısından muadili olarak tabir edilen cihazlardan çok çok faklı.

Anamed olarak Türkiye’ye artı değeri yüksek ürünler geliştirmeye imkan tanıyan çözümler sunmak, odaklandığımız konulardan biri. Son zamanlarda yaygınlaşmaya ve değer kazanmaya başlayan vegan beslenme de bence bu alanlardan biri. Bu yüzden hem vegan ürünlerin ar-ge ve laboratuvar çalışmalarının hem üretiminin yapılabileceği bir ekstrüzyon cihazı üzerinde çalışıyoruz. Önemli bir yenilik olan bu cihaz sayesinde vegan beslenen, et yemeyen ama tavuk etini ve et kokusunu seven tüketiciler için ürün geliştirebiliyorsunuz. Şöyle ki; nişasta, mısır unu ve et aromasını karıştırarak ekstrüzyona veriyoruz ve ortaya bu tüketicilere uygun bir atıştırmalık ürün çıkıyor. Son derece değerli ve farklı olan bu vegan ürün, ekstrüzyon cihazının maliyetini 1 saatte ürettiği 10 kilo ürün ile 1 yılda karşılayabiliyor.

Tüm bu yeniliklerin dışında değişen, gelişen cihazlar, modeller de var. Bunları da yakından takip ediyor ve gerekli çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Yeni cihazlarla ilgili Türkiye’de kendi çalışmalarınızı yaptığınızı belirttiniz. Türkiye’ye getirdiğiniz tüm cihazlarda bu çalışmaları yapıyor musunuz?
Evet, Türkiye’ye ilk kez gelecek her yeni cihaz için mutlaka bu çalışma yapılıyor. Bugün piyasada kullanılan cihazlarımızın hemen hemen hepsi, geçmişte Türkiye’de denenmiş ve belirli testlerden geçmiştir. Örneğin; 2000’li yılların başında Türkiye’de NIR cihazlarının altyapısını oluşturmuştuk. Laboratuvarımızda Türkiye için standartlar oluşturmanın ve testler yapmanın yanı sıra otorite kabul edilen yerlerde de testler gerçekleştiriyoruz.

Bu şirketin kuruluşunu gerçekleştiren ve alanlarında uzman isimlerden oluşan ilk jenerasyon, bu işe çok bilinçli bir şekilde başlamış ve bu kültürü oluşturmuşlardı. Biz de bayrağı onlardan devraldık ve yolumuza onların izinden devam ediyoruz.

Günümüzde dijital ya da online sistemler artık daha çok gündemde. Sizin cihazlarınızda da anladığımız kadarıyla bu konularda önemli çalışmalar, geliştirmeler var… Biraz bunlardan bahseder misiniz?
Evet, dijitalleşme ile ilgili çalışmalar var. Örneğin; laboratuvarda yaptığınız analizlerin sonuçları cep telefonunuza, arabanızdaki kontrol paneline ya da evinizdeki bilgisayarınıza gelebiliyor. Cihazlarda bu tür özellikler var. Ancak ben bunları gerçek bir yenilik olarak görmüyorum. Üstelik bu tür opsiyonlar bambaşka bir altyapı gerektiriyor. Örneğin; 2000’li yıllarda bir kuruluşun şubelerine kurduğumuz hızlı protein tayin cihazları bir telefon hattı ile merkez ana laboratuvara bütün sonuçları gönderebilecek özelliğe sahipti. Evet, cihazlarda bu özellik vardı ama bu cihazları kurduğumuz şubelerde alt yapı, yani telefon hattı yoktu. Alt yapı olmadığı sürece cihazlardaki bu özellikler kullanılamıyor.

Türkiye’deki un fabrikalarının çoğunda son derece gelişmiş laboratuvarlar bulunuyor. Üstelik laboratuvar teknolojilerinde de her gün yeni modeller çıkmıyor. Bütün bunlar çalışma alanınızı, pazarınızı ve iş yapma potansiyelinizi kısıtlamıyor mu?
Türkiye, gelişimini henüz tamamlamadı. Laboratuvarı olmayan firmalar var, yeni açılan firmalar var, yurtdışına yönelik iş yapmaya yeni başlayan firmalar var, üniversiteler var, özellikle de yeni kurulanlar… Tabi bir de eski cihazların yenilenmesi gerekiyor. Dolayısıyla pazarımızın sınırlı olduğunu düşünmüyoruz. Ayrıca grup olarak sadece un sanayisine de çalışmıyoruz. Gıda, kimya ve hayat bilimleri olmak üzere 3 bölümümüz var. Kimya grubunda satılan cihazlarla gıda bölümünde satılan cihazların teknik açıdan farklılığı yok ama kullanım amaçları değişiyor. Bir sektörde bu cihazlarla un hamuru incelenirken, diğer sektörde plastik hamuru inceleniyor. Bu nedenle daha geniş bir yelpazede hizmet verme şansı buluyoruz.

Bir de açıkçası firma olarak çok büyük kazançlar peşinde koşmuyor, yolumuza olabildiğince mütevazi bir şekilde devam etmeye çalışıyoruz. Biz bölgemiz için önemli bir iş yapıyoruz ve amacımız çok para kazanmak değil, düzgün çalışmak, ülkemizin teknolojik gelişimine uzmanlık konularımızla hizmet etmek. İşimiz ile ruhsal ve gönül doygunluğumuz çok fazla, huzurlu ve de gururluyuz.

Sizinle konuşurken laboratuvar cihazlarına yapılan yatırımların aslında geleceğe yapılmış yatırımlar olduğunu vurguladınız. Peki işletmeler geleceğe yatırım yaparken nelere dikkat etmeli? Yatırım yapacağı laboratuvar cihazlarını seçerken hangi kriterleri gözetmeli?
Dünya genelinde ne yazık ki alıcıların büyük bir kısmı, öncelikle cihazların fiyatlarına, yani satın alma maliyetlerine bakıyor. Satın alma maliyetinin öne çıktığı bir teknoloji ile işe başlamak ya da böyle bir mantalite ile teknoloji seçmek çok tehlikeli. Ben, bu şekilde yapılan yatırımların sonucu olarak yıllar içerisinde yüzlerce cihazın çöp olduğunu gördüm. Bu tür yanlış yatırımlar sadece bir cihazın çöp olmasının yanı sıra zaman zaman çok daha büyük zararlara da yol açabiliyor.

Her tüketici gibi firmaların da yatırım yaparken fiyat-performans değerlendirmesini çok iyi yapması gerekiyor. Yani cihaz seçerken fiyattan önce cihazın amaca ne kadar uygun olduğuna bakmalılar. Özellikle uzun vadedeki getirileri hesaplanmalılar. Cihazın ömrü, arkasındaki güç, bilinirliliği ve uluslararası ölçekte kabul görme durumu, bulunduğu ülkeye sağladığı uyum ve referansları değerlendirilmesi gereken başlıca kriterler olmalı. Aynı şekilde arkasındaki servis ve yedek parça hizmeti de göz önüne alınmalı. Bütün bu kriterler değerlendirildikten sonra satın alma maliyetine bakmak, yatırımcılar için çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Yatırımın, sürdürülebilir bir kaliteyi sağlayabilmesi aynı zamanda doğru insana yatırımla olacaktır. Bu nedenle insan faktörü de yatırım için önemli bir kriterdir. Eğitimin, bilgi ve görgünün arttırılması için gerekli yatırımların yapılması gerekir.

 

Bir önceki yazımız olan “Sürekli olarak yenilik peşindeyiz” başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Kontrol edin

“Sürekli olarak yenilik peşindeyiz”

Begüm OKUTAN, Erkaya Laboratuvar Cihazları ve Un Katkı Maddeleri Ltd. Şti: “Erkaya olarak üretimimizin yüzde 80’ini …