Kargonuz batan bir gemide ise ne yapmalısınız?

yüklü bir gemi, hedef limana ulaşmadan batmaya başlarsa alıcı, satıcı ve sigorta şirketi arasında neler yaşanır? Batan gemideki ürünün satıcısı, parasını almadığını, hatta malların fiyatlarının dahi henüz belirlemediğini söylüyorsa bu durumdan nasıl en az zararla kurtulur? Mallarını ücretini henüz ödemeyen alıcının, ödeme yükümlülüğü kargo ile birlikte batar mı? Uluslararası ticaret bu konuda ne diyor? İşte cevabı…

Ivan Kasynyuk
AVELLUM Hukuk Bürosu Ortağı
Kiev, Ukrayna
ikasynyuk@avellum.com

 

Olga Kuchmiienko
AVELLUM Hukuk Bürosu Avukatı
Kiev, Ukrayna

Bir çalışma sabahı, telefon görüşmesinde beklenmedik bir soru ile başladı. Kargonuz batan bir gemide ise ne yapmalısınız? Doğal olarak gemi hâlâ batıyor mu yoksa zaten battı mı diye konuyu netleştirmeniz gerekiyor. İşte bu, sıra dışı bir hikâyenin başlangıcıdır.

Karşınızdaki ses, geminin sadece batmaya başladığını söyledikten sonra konferans odasındaki iş arkadaşlarınız derin bir ‘oh’ çekiyor.

Müşteri, batan gemideki ürünlerin satıcısı olduğunu ve bu malların fiyatlarının henüz belirlemediğini söylemesi üzerine ofisi garip bir sessizlik kaplarken bilgisayar bile uyku moduna geçiyor.
Müşterinin belgelerini göndermenizi söyleyip konuyu çözeceğimiz noktasında teminat veriyoruz. Bilgisayarı kendine getiriyoruz ve e-posta kutusu otuz veya daha fazla e-posta almaya hazır hale geliyor.

Hızlı bir şekilde önlemler almamız gerektiğine dair çok net bir görüşe sahip oluyoruz; o anda, hiç kimse gemiye tam olarak ne olduğunu, ne kadar hızlı battığını ve hâlâ yükü kurtarıp kurtarmayacağımızı bilmiyor. Armatörle iletişim kurmanın bir yolu olmamasına karşın alıcıları da bilgisiz bir halde tutmak da bir seçenek değil.

Deniz Trafiği, geminin nerede olduğunu gösteriyor. Bu çok kötü bir durumda olmadığımızı gösteriyor. Her bir dakikanın önemli olduğunu akılda tutmak önemli. Gemi batarken avukatlar da satış sözleşmesine, sigortaya, gemi kontratına, konşimentoya, gemi sigortası ve sertifikalarına, sigorta şirketi ile alacak arasındaki görüşmelere vb. yani çok sayıda belgenin içine dalıyor.

Boğuluyorsanız sizi sadece avukatlar kurtarır!
Bir saat sonra, ilk sonuçlar ortaya çıkıyor: (1) İngiliz yasaları geçerli, (2) kargo CIF’e göre sevk edilmiş, (3) kargo sigortalı ve denize açılabilecek bir gemiye yüklenmiş, (4) satıcı sözleşmeye göre tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş.

Yani bütün risk, alıcı üzerinde. Kargo batarsa ve su altı balık pazarına ilave 5 bin metrik ton ek buğday eklense bile, alıcı, kargo ücretini ödemekle yükümlü olacaktı.

Ayrıca her şeyin adil olduğunu düşünüldüğünde sigorta kapsamındaki hak sahibi de alıcıydı. Yani sigorta şirketi alıcıya verilen tüm zararları telafi edecekti.

Kâğıt kalem işlerinin yönü bir anda değişip her şey bizden yana iyileşmeye başlıyor. Ancak alıcı için aynı şey geçerli değil. Peki elimizdeki seçenekler neler? (1) Oturduğumuz yerde oturup ödemenin alınmasını beklemek, (2) İngiliz yasalarına göre riskin alıcıya geçtiği ve alıcının mallar için ödemesi gereken tehdit mektupları yazmak? Tabii alıcıyı problemle yüz yüze bırakmak da bir seçenek, fakat işler böyle yürümez. Gemi, yükünü aldığı Karadeniz’in kuzeydoğu limanından çıktığı gibi batmaya başlamıştı. Hedefi ve alıcı da Türkiye’ydi. Fakat sigorta şirketi ile gemi sahibi ile temas satıcıya aitti.

Yükümlülüklerin yerine getirilmesine dair bir hikâye para kazandırır
Daha sonra, kazayı kayıt ettirmek ve tüm olayların tam bir sıralamasını yazmak zorunda kalıyoruz. Alıcının sigorta tazmini alması adına alıcının sözleşme ve sigorta sözleşmesine ilişkin yükümlülükleri ve ayrıntılı bir hareket planı hazırlıyoruz.

Öncelikle geminin durumuna ilişkin bilgi edinmemiz gerekiyordu ve geminin durumunu bu geminin sahibinden daha iyi bilen olamazdı. Açık kaynakları tarıyoruz, ancak değerli bir bilgi bulamıyoruz. Net bir bilgi, fotoğraf veya video yok. Sadece dedikodular var.

Sigorta şirketini kaza hakkında bilgilendiriyoruz ve geminin nerede olduğunu buluyoruz, bütün belgeleri ve sigorta tazminat başvurusunu gönderiyoruz. Sonrasında alıcıyı arayıp kara haberi vermek gerekiyor. Alıcıya şöyle bir mesaj geçiyoruz:

“Gemi batıyor, yük gemide, ödeme yapman gerekiyor. Fakat sizi bu dertle baş başa bırakmayacağız.”
Bu arada, armatör de iletişime geçiyor. Bunun ardından gemi ile bilgiler internete düşüyor ve hatta yetkililer bile konuşmaya başlıyor.

Büyük Karadeniz’de küçük bir geminin maceraları
Görünüşe göre, gemide bir kaza olmuştu. Motor bölümü hasar görmüş ve su almıştı. Su, kargonun olduğu bölümü doldurmuştu. Her ne kadar ekip, bu hasarı kendi başlarına çözmek için hızlıca hareket etmiş olsa da gemi batmaya devam ediyordu. SOS mesajı yollanmıştı.

En yakındaki liman, bu mesaja karşılık verip yardım yollamıştı. Gemi yavaş bir şekilde batmaya devam ederken ekipler de tayfayı kurtarmıştı. Gemi sahile çekilirken bir buzdağını andırıyordu. Geminin sadece üst kısmı su üzerinde kalırken ambarlar su ile doluydu. Gemi, karaya oturmuştu. Kargoyu kurtarma ümidi, herkesin isteğiydi.

Buğday için para ödemek zorunda olan alıcının parasını kurtarması bekleniyordu. Satıcı da kargonun daha fazla su alması ile bir ödeme alma şansının azaldığını düşünüyordu. Sigorta şirketi de gemideki bütün malın parasını değil sadece gemideki zararın parasını ödemeyi ümit ediyordu.

Ancak durum böyle değildi. Sorun, özel çıkarların sınırlarının çok ötesine gitti. Malların, geminin ve sigorta tazminatının kaderi, gemiyi incelerken ortaya çıkan bu problemlere kıyasla küçüktü. Mesela, birdenbire Karadeniz’e benzin dökülme riski ortaya çıktı. Kargoya ulaşım askıya alındı. Devletin kurtarma şirketi, geminin belirli bölümlerinden suyla karışan yakıtı pompalamak için gemiyi devraldı.

Geminin maceraları bitecek gibi durmuyordu. PI Kulübü (armatörün sigorta şirketi) geminin kaderi ile çok ilgili olduğundan daha fazla problem yarattı. Liman temsilcileri, mümkün olduğu kadar kısa bir zamanda gemiyi limandan uzaklaştırmak istedi. Dahası, yetkililer, çevre örgütleri ile birlikte, yakıtın sudan temizlenmesini talep ederek daha da baskı yaptılar.

Açıkçası, bu olay hızlı bir şekilde çözülmeyecekti. Baskı azaldığında ve herkes beklemeye başladığında satıcı tekrar ödemeyi hatırlattı. Tüm belgeler temin edildiğinden ve sözleşme kapsamında ödeme için 2 günlük limitin çoktan geçtiğini hatırlattığından, satıcı bunun asıl konu olmadığını ve geminin tersine o paranın kuru ve güvenli bir yerde depolandığını anladı.

Mallar için ödeme
Alıcının, ödeme yükümlülüğü kargo ile birlikte batmadı. Kargoyu gelecekte beklemeye problemlerinin ötesinde teslimattaki ana kural değişmezken mallar gemiye yerleştirildiğinde CIF çerçevesinde mallara ilişkin riskler de transfer edilir. Aslında gemi, limanı terk eder etmez batsaydı alıcı sözleşme yükümlülükleri çerçevesinde parayı ödemesi gerekiyordu. Bizim durumumuzda satıcı, SOS sinyali öncesinde ödeme için bütün sözleşme metinlerini göndermişti. Bu yüzden alıcı, ödeme yükümlülüğünden kaçamazdı.

Sonunda ödeme yapıldı. Satıcının işlemlerinden dolayı, alıcı sigorta poliçesinin tüm şartlarını yerine getirdiği için sigorta şirketi zararları telafi etmek zorunda kaldığından, alıcı da rahat nefes aldı.

Bu yüzden müşterinin araması yüzünden o akşam kesintiye uğramış olsa bile rahat nefes alabilirsiniz (böylesine bir gece ne kadar sakin olabilirse): “Aman Tanrım, teşekkür ederim! Malların ödemesini aldık. Alıcı, kendisine ait kargonun kaderi ile de ilgilenecek.” Herkes rahatlamış hissetti ve her zamanki gibi bilgisayar uyku moduna geçti.

Bu, yüklemeden sonra selin bile olabileceğini söyleyerek, CIF’e göre riskin aktarılması kuralının yalnızca klasik bir örneği değildir. Bu hikâye, uluslararası ticaretin herkesin kendi başına kaldığı bir ormanla bağdaştırılamayacağını net bir örneğidir. Piyasada uzun zamandır belirlenmiş kurallar var, zorunlulukların yerine getirilmesi ve zor durumlarda yardım sağlanması gerekiyor. İyi seyirler!

Kontrol edin

Tahıl ticaretinde dikkate almanız gereken beş husus

“Tahıl ticaretinde başarı için sadece güvenilir ortaklardan oluşan geniş bir portföy, uluslararası şirketler nezdinde itibar, …