İşletme Ölçekleri, Kapasite Planlaması ve Atıl Kapasite

Dünyanın birçok ülkesinde, birbirinden farklı sektörlerde kapasite kullanımıyla ilgili sıkıntılar söz konusudur. Türkiye de bu ülkelerden biridir, özellikle de un değirmenciliği noktasında. Değirmencilikte kapasite kullanım oranının ABD’de yüzde 90’larda olduğu, İngiltere’de de yüzde 100’e yaklaştığı belirtilmektedir. Dünya ortalaması ise yüzde 65’lerdedir. Türkiye’de ise bu oran yüzde 45’leri ancak bulmaktadır. Türkiye’nin toplam un öğütme kapasitesi ise kendi tüketiminin 3 katıdır. Bu da hem Türkiye un sanayindeki kontrolsüz büyümeye hem de yatırımcıların ölçek ve kapasite planlamalarındaki eksikliğe işaret etmektedir.

kapak

Bir işletmenin üretim yeteneğinin ölçütlerinden birisi olan üretim kapasitesi, işletmenin belirli bir süre içerisinde mevcut üretim faktörlerini rasyonel biçimde kullanarak meydana getirebileceği üretim miktarı olarak tanımlanmaktadır. İşletme ölçeği, yani işletmenin büyüklüğü ise girişim tarafından bir araya getirilen üretim araçlarının tümünün hacmi olarak nitelendirilmektedir. İşletmeler genellikle çalışan sayısı, yıllık ciro ve bilanço değerleri gibi birçok farklı kritere göre büyük, orta, küçük ve mikro işletmeler olarak sınıflandırılmaktadır. Üretim kapasitesi de bu sınıflandırmadaki önemli kriterlerden biridir.

İşletmelerin günde 8, 16 veya 24 saat çalışmaları mümkündür. Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. Zeki Atıl Bulut, kapasite planlamasıyla ilgili bir makalesinde günde 8 saat çalışan bir tesisin, belli bir günlük üretim düzeyine ulaşılabilmesi için günde 24 saat çalışan bir tesisten üç kat daha büyük olması gerektiğini belirtiyor. Benzer şekilde işletmelerin üretim faaliyetleri de haftada 5, 6 veya 7 gün sürebilir. Dr. Bulut’a göre çalışılan saat sayısı arttıkça, belli bir üretim düzeyine ulaşmak için gerekli makine araç-gereç sayısı da düşer. Ayrıca, küçük bir tesisin yoğun bir şekilde kullanılmasıyla birim başına düşen genel gider payı da azalır.

Ancak gerek üretim kapasitesi gerekse işletme ölçeği, işletmenin verimliliği, sürekliliği ve karlılığı noktasında birbirini tamamlayan ve birbirine sıkı sıkıya bağlı unsurlar olarak kabul görmektedir. Çünkü işletmeler, stratejik misyonlarıyla tutarlı bir şekilde, mevcut ve gelecekteki talebi zaman ve miktar cinsinden karşılamak için yeterli bir kapasiteye ve de işletme büyüklüğüne ihtiyaç duyarlar.

KAPASİTE PLANLAMASININ ÖNEMİ
Üretim sisteminin pazara tepki hızını belirleyen kapasite, bir taraftan maliyet yapısını, kaynakların verimliliğini, teknoloji düzeyini, stok politikalarını ve insan gücü ihtiyaçlarını; diğer taraftan müşteriye verilecek hizmet düzeyini belirler. Ayrıca programlama faaliyetini etkileyen önemli bir faktördür ve üretim/işlemler yönetimine ilişkin diğer birçok karar üzerinde de kısıt oluşturur. Örneğin, belli bir zaman diliminde ekonomik olarak üretilebilecek miktar, kısa dönemli üretim planlaması açısından sınırlayıcı bir faktördür.

Dr. Zeki Atıl Bulut, iyi yapılmamış bir kapasite planlanmasının sonuçlarını ve kapasitenin önemini şöyle aktarıyor: “Gereğinden yüksek ya da düşük belirlenmiş kapasite düzeyleri, bir takım sorunlara neden olacaktır. Bir havayolu şirketinin, talebin en yüksek düzeylerde gerçekleştiği bayram tatillerindeki talebi karşılayacak kadar yüksek bir kapasite seçmesi mümkündür. Ancak bu durumda, zamanın büyük bir bölümünde uçaklar ve personel kapasitesi kullanılamayacak, başka bir deyişle, kaynaklar atıl kalacaktır. Öte yandan, minimum talebi karşılayacak bir kapasite, tesislerin kullanım oranının yüksek tutulmasını sağlayacak, yatırım üzerinden getiriyi yükseltecektir. Ancak, bu kapasite düzeyi, belli dönemlerde talebin karşılanamamasına neden olacak; bu da müşteri memnuniyetsizliğine yol açacak ve müşterilerin bir kısmı kaybedilecek, pazar payı küçülecek, işletmenin rekabet gücü ise düşecektir. Çıktı hacmini arttırma baskısı altında yetersiz kapasitenin kaliteyi olumsuz yönde etkilemesi de söz konusu olabilecektir.”

Kapasite ve üretim planlamasının birbirini yakından etkilediğini ancak birbirinden farklı olduğunu aktaran Dr. Bulut, şunları vurguluyor: “Uygulamada, kapasite ile üretim programlama faaliyetinin birbirinden ayrılmadığı görülmektedir. Üretim programlaması aşamasında yapılan hatalar, bir kapasite sorunu şeklinde algılanmakta, yetersiz kapasite ise sürekli programlama güçlükleri yaratmaktadır. Oysa gerçekte, kapasite esas olarak üretken kaynakların ele geçirilmesiyle; üretim programlaması ise bunların kullanımının zamanlanmasıyla ilgili faaliyetlerdir.

Kapasite kararları, kullanılacak teknolojiye ilişkin stratejik kararla yakından ilgilidir ve büyük sermaye yatırımları gerektirir. Ayrıca işletmelerde, getirilerin arttırılması noktasında yatırım yapmak önemli bir kriter olarak görülmektedir. Bu nedenle kapasite planlama kararlarının yol açtığı maliyetler ve sağlayacağı getiriler dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir.”

KAPASİTE PLANLAMASI NASIL YAPILMALIDIR?
İşletmeler açısından kapasite planlaması üzerinde önemle durulması gereken bir kavramdır çünkü işletmeler ancak kapasiteleri ölçüsünde üretim yapabilirler. Dolayısıyla ancak kapasiteleri doğrultusunda satış yapıp, karlar elde edebilirler. Ayrıca işletmelerin sahip oldukları kapasitelerini en etkin şekilde kullanmaları da gerekmektedir. Bu da doğru planlanmış bir kapasite yönetimiyle olur.

“Kapasite planlaması, işletmelerin belli bir zaman diliminde kullanacakları kapasitelerini tespit etmesinde kullanılır.” diyen Dr. Zeki Atıl Bulut, bu planın yanlış yapılmasının işletmeleri atıl veya eksik kapasite sorunuyla karşı karşıya bırakacağını; bu durumda da işletmenin verimliliğinin, dolayısıyla da karlılığının istenilen seviyeye ulaşamayacağını vurguluyor.

Kapasite planlaması yapılırken mevcut kapasitenin yanında, işletmenin tahmini beklenen satış miktarlarının da göz önünde bulundurulması ve planlamanın bu ölçütlere göre yapılması gerektiğini ifade eden Dr. Zeki Atıl Bulut, doğru planlama için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle açıklıyor: “İşletmeler açısından optimal kapasite düzeyinin belirlenmesi ve stratejik işletme planlarının belirlenen kapasite düzeyine uygun olarak yapılması gerekmektedir.
İşletme yöneticileri birçok nedenden dolayı kapasite kavramıyla yakından ilgilenirler. Birinci olarak, mevcut ve gelecekteki talebi karşılamak üzere kapasite planlamasına ihtiyaç duyarlar. İkinci olarak, mevcut makinelerin bakım maliyetleri ve iş akışı da üretim kapasitesiyle yakından ilgili olup, bu durum üretim verimliliğini de etkilemektedir. Üçüncü olarak, karlı bir yatırım yapabilmek için önceden üretim kapasitesinin bilinmesi gerekir. İşletme yöneticileri rasyonel bir yatırım gerçekleştirebilmek ve yatırım maliyetleriyle yatırım gelirlerini dengeleyebilmek için kapasite seçimini dikkatli bir şekilde yapmalıdırlar.

Kapasite planlama faaliyeti üç sorunun cevaplandırılmasını gerektirir. Bunlar:
1. Ne tür kapasite gereklidir?
2. Ne miktarda kapasite gereklidir?
3. Ne zaman gereklidir?

Kuşkusuz yeni kurulacak bir işletmede kapasite kararı verilecektir. Ancak, faaliyet halinde olan işletmede de kapasite değişikliğine gidilebilmektedir. Bu durumda kapasite planlama kararının verilirken şu faaliyetleri kapsamasına dikkat etmekte yarar vardır: mevcut kapasitelerin değerlendirilmesi; gelecekteki kapasite düzeyinin tahmin edilmesi; kapasiteyi etkileyecek faktörlerin belirlenmesi; kapasite alternatiflerinin finansal, ekonomik ve teknolojik yönden değerlendirilmesi ve karşılaştırılması; işletme amaçlarına uygun olan kapasitenin seçimi.”

Dr. Zeki Atıl Bulut, makalesinde işletme kapasitesini etkileyen faktörlere de dikkat çekiyor ve aktarıyor: “İşletme yöneticilerinin optimal yatırım kararları verebilmesi için kapasite seçimini etkileyen faktörleri göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. İşletmelerde optimum kapasite kullanımını belirleyen başlıca faktörler şunlardır: maliyetler, talep miktarı, finansal imkanlar, kuruluş yeri, teknik imkanlar, çalışma süresi, yönetim ve diğer faktörlerdir.”

ATIL KAPASİTE SORUNU VE TÜRKİYE
Dünyanın birçok ülkesinde, birbirinden farklı sektörlerde kapasite kullanımıyla ilgili sıkıntılar söz konusudur. Türkiye de bu ülkelerden biridir, özellikle de un değirmenciliği noktasında. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO), Türkiye genelinde faaliyet gösteren tahıl bazlı işletmelere yönelik hazırladığı bir tabloda, Türkiye’de 724 un fabrikasının, 23 makarna fabrikasının, 402 yem, 13 irmik, 132 çeltik, 33 bisküvi, 90 bulgur ve 7 nişasta fabrikasının faaliyet gösterdiği belirtilmektedir. Türkiye’deki bu 724 adet un fabrikasının yıllık kurulu kapasitesi 36 milyon 360 bin tondur ancak bu kapasitenin 18 milyon 156 bin tonu atıl durumdadır. Yani sadece un sanayinde, atıl kapasite oranı yüzde 49,9’dur.

“Üretim kapasitesi ve tüketim miktarı arasındaki fark 23 milyon ton”
Türkiye un sanayindeki bu atıl kapasite sorunu yıllardır sektör çevrelerince dile getirilmektedir ancak henüz çözüme kavuşturulamamıştır. Kasım 2013’te o zamanlar Karadeniz Un Sanayicileri Derneği Başkanı olan ve kısa bir süre önce de Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu Başkanı olarak seçilen E. Günhan Ulusoy, o dönemde Türkiye’deki atıl kapasite sorununu ve piyasadaki etkilerini şöyle dile getirmişti: “Bugün Türk aile sofrasının olmazsa olmazı olan ekmeğin hammaddesi unun üretildiği fabrikaların toplam üretim kapasitesi, yaklaşık 40 milyon tondur. Buna karşın Türkiye’de yılda tüketilen un miktarı 15 milyon ton, dünya birincisi olduğumuz un ihracatı miktarımız 2 milyon tondur. Yani üretim kapasitemiz ve tüketim miktarı arasındaki fark 23 milyon tondur.

Hepimizin bildiği gibi ülkemizde un üretimi sektöründe faaliyet gösteren sanayi kuruluşları olarak bizler, büyük bir rekabet içindeyiz. Mevcut un fabrika sayısının ihtiyaç duyulandan fazla olmasının yanı sıra, günümüzde isteyen herkes, istediği yerde un fabrikası kurma olanağına sahiptir. Bu durum, ürettiği una uygun fiyatta alıcı bulma sıkıntısı çeken mevcut sanayicinin, rekabet şartlarını daha da zorlaştırmakta ve onu içinden çıkılması imkansız bir durumla karşı karşıya bırakmaktadır. Hali hazırda kurulu un fabrikalarının üretim hacminin 40 milyon ton olduğunu düşünürsek, ülkemizde tüketilen ve ihraç edilen un miktarının maksimum 20 milyon ton olduğunu da hesaba katarsak, atıl kapasitenin kullanılan kapasite kadar, yani 20 milyon ton olduğunu görebiliriz.”

“Mevcut kapasite dünyadaki un ihracatından 7,5 milyon ton fazla”
Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birol Akgün, aynı konuyu Haziran 2010’da Anadolu Ajansı’na verdiği bir demeçte dile getirmişti. Eskiden beri büyük bir buğday üreticisi ve tüketicisi olan Türkiye’de değirmenlerin en küçük beldelere kadar yayıldığını, un üretiminde değirmenden fabrikaya geçişin ise daha hızlı yaşandığını ifade eden Akgün, 1950’den önce sayıları 40 binden fazla olan taş değirmenler zamanla azaldığını ve yüksek kapasiteli üretim yapan un fabrikalarının sayısı hızla arttığını belirtiyor. Artan fabrika sayılarının atıl kapasite sorunu yaratmaya başlaması nedeniyle DPT’nin 1983’te un üretimine yönelik yatırımlara sağlanan teşvikleri kaldırdığını hatırlatarak, şunları aktarıyor: “Ancak makine yenileme yatırımlarına destek sürdü. Bu tarihten itibaren azalan yeni yatırımlar, 1985’ten itibaren kalkınmada öncelikli yörelerde yatırımların tekrar teşvik edilmesiyle canlanmaya başladı. Nitekim 1977 yılında 5,9 milyon ton/yıl buğday kırma kapasitesine sahip 307 un fabrikası varken, 1986 yılında buğday kırma kapasitesi 13,8 milyon ton/yıla ve fabrika sayısı da 584’e yükselmiştir. 1990’lı yıllarda fabrika sayısı 700’e yaklaşmış ve buğday kırma kapasitesi ise yıllık 22 milyon tona ulaşmıştır.” Açıklamasının devamında Türkiye’de toplam un üretim kapasitesinin günümüzde 32,5 milyon ton olarak tahmin edildiğini anlatan Akgün, şunları ekliyor: “Fiili üretim ise yaklaşık 14,5 milyon tondur. Bu haliyle mevcut üretim kapasitesi, Türkiye’deki toplam un tüketimin 3 katına yaklaşmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin mevcut un üretim kapasitesi, tüm dünyada 11 milyon ton olan un ticaretini karşılayabileceği gibi 7,5 milyon tonluk kapasite fazlası da yaratmaktadır.”

“Türkiye’de kapasite kullanım oranı yüzde 35”
Orta Anadolu Un Sanayicileri Derneği ve o zamanki dernek Başkanı Rıfat Hekimoğlu da Aralık 2014’te yaptığı bir açıklamada atıl kapasite sorununa değiniyordu. Açıklamasında kapasite kullanım oranında dünya ortalamasının yüzde 65’lerde seyrettiğini, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 35’leri ancak bulduğunu belirten Hekimoğlu, şunlara dikkat çekiyordu: “ABD ve Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında, Türkiye’deki un sanayi sektöründe faaliyet gösteren firma sayısı oldukça yüksek. Bu nedenle, pek çok fabrika düşük kapasiteyle çalışmak zorunda kaldı. Türkiye’deki toplam un üretim kapasitesi yaklaşık 32,5 milyon ton, fiili üretim ise 14,5 milyon ton. Mevcut üretim kapasitesi Türkiye’deki toplam un tüketiminin 3 katına yaklaştı.”

KAPASİTE VE ÖLÇEK SORUNUN ÇÖZÜMÜ
Sektördeki pek çok isim, farklı dönemlerde bu konuya dikkat çekti ve çekmeye devam ediyor. Ancak bu 3 açıklama, Türkiye un sanayindeki atıl kapasite sorununu genel hatlarıyla ortaya koyamaya yetmektedir. Bütün bunlar hem Türkiye un sanayindeki kontrolsüz büyümeye hem de yatırımcıların ölçek ve kapasite planlamalarındaki eksikliğe işaret ediyor. Bu da hem sektörde yoğun bir rekabete hem işletmelerin verimlilik ve karlılıklarının düşmesine hem de artan rekabet ortamında son ürün kalitesinden feragat edilerek tüketicilerin mağdur edilmesine kadar birçok farklı sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Atıl kapasite ve beraberinde ortaya çıkan sorunlar, özellikle uluslararası piyasalarda boy gösteren Türkiye un sanayi açısından, gelecekte daha ciddi sıkıntıların oluşmasına neden olabilir. Bu yüzden sektör çevreleri sorunun çözümü için farklı çözüm yolları önermektedir. Henüz bu konuda kapsamlı bir çalışma yapılmamakla birlikte en önemli çözüm önerilerinden biri, var olan un işletmelerinin birleşme yoluna gitmeleri, ikincisi ise yeni kurulacak un değirmenciliği işletmeleri için işletme ölçeği, kapasitesi, kurulum yeri, vs. gibi çeşitli konularda yasal sınırlandırmaların getirilmesidir. İhracat da bir başka sorunu hafifletici çözüm yolu olarak görünmektedir ancak ihracatın arttırılabilmesi de kaliteli üretime ve dolayısıyla da hammaddeye bağlıdır. Ayrıca hem kalite hem maliyet açısından uluslararası pazarda rekabet edebilirlik de önemlidir. Hammadde kalitesini bir yana bırakırsak yoğun rekabet ortamında kaliteden taviz vermeden uygun maliyetli üretim yapabilmenin en iyi yollarından biri işletme ölçeğini büyütmektir. Ancak yoğun bir atıl kapasite söz konusuyken yeni yatırımlar yapmak, daha fazla atıl kapasite yaratmaktan öteye geçmeyecektir. Dolayısıyla hem atıl kapasite sorununu çözmek hem de işletme ölçeğini büyütebilmek her halükarda konsolidasyona gitmeyi zorunlu hale getirmektedir.

“Dünya un ticaretindeki payın arttırılması mümkün”
Orta Anadolu Un Sanayicileri Derneği’nin önceki Başkanı Rıfat Hekimoğlu ise Türkiye’nin atıl üretim kapasitesinin değerlendirilmesi için ihracat imkanlarının artırması gerektiğini dile getiriyor. Hekimoğlu, 4 yıl önce yaptığı açıklamada çözüm için şunları öneriyor: “Türkiye’nin 11 milyon tonluk dünya un ticaretindeki yeri yaklaşık 1.8 milyon ton. Etkin pazarlama taktikleri ve hükümetin ihracata sağlayacağı finansal desteklerle Türkiye’nin dünya un ticaretindeki payının artırılması mümkün. Kaliteli hammadde ve ileri teknoloji kullanımı da maliyetleri artırıyor. Buğday çeşitleri, ülke şartlarına göre düzenlenmeli. Kaliteli buğday ihracatını da tamamen kendi buğdayımızdan karşılamalıyız.”

“Atıl kapasitenin erimesi için konsolidasyon şart”
TUSAF Başkanı E. Günhan Ulusoy’un 2013 yılında gerçekleştirdiğimiz röportajda dile getirdiği öncelikli çözüm yolu, yeni fabrikaların açılmasına yasal kısıtlamaların getirilmesi yönünde. Ulusoy konuyla ilgili şunları ifade etmişti: “Açıkçası hali hazırda bulunan, öyle veya böyle faaliyet gösteren bir işletmeciye, kimse ‘sen burayı kapat’ diyemez. Bunun sebebi de bu fabrikanın hiçbir engel veya kotaya tabi tutulmadan kurulmasına izin verilmiş olmasıdır. Aslında atıl kapasite sorununun temelinde de bu kavram yatmaktadır. Bir bölge belirlemeksizin veya iki fabrika arasındaki mesafe durumu gözetilmeksizin faaliyet izni verilebiliyor. Buna bir kısıtlama getirebilirsek, hepimizin ortak sorunu olan atıl kapasite meselesine, belki bir nebze dur diyebiliriz diye düşünüyorum.”
Ulusoy, ihracatın arttırılmasının da bir nebze çözüm olabileceğini, ancak yeterli olmayacağını şöyle ifade ediyor: “İhracatımızın artması, ülke ekonomisine yapacağı katkının yanı sıra atıl kapasite sorunumuzu da belli ölçüde azaltabilir. Bu, hem biz un sanayicileri hem de bu ülkede yaşayan tüm vatandaşlarımız için olumlu bir durumdur. Ancak atıl kapasite sorununun çözümü için ihracat tek başına yeterli değildir. Çünkü dünyadaki un ticareti, 13 milyon ton seviyesindedir. Türkiye olarak bunun hepsini üretsek bile yine de kapasitemizi dolduramıyoruz. Atıl kapasitenin erimesi için konsolidasyon şarttır.”

“Yabancı yatırımcılarla ortaklıklar oluşturulmalı”
Ağustos 2010’da Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Genel Sekreter Yardımcısı Akın Kınıklı koordinasyonunda hazırlanan Un ve Unlu Mamuller Sektör Raporu da aynı soruna işaret ediyordu. Araştırmaya göre sektörün kontrolsüz büyümesini frenlemek amacıyla üretilen politikalar çerçevesinde teşviklerin kaldırılması, süregelen rekabet sorununu daha da arttırmış. Bu yüzden teşviklerin sürdürülmesi gerektiğinin belirtildiği raporda, un sanayindeki işletmelerin genellikle aile işletmesi şeklindeki yapılardan oluştuğu hatırlatılıyor. Raporu hazırlayanlar bu tür işletmelerin krizlerde büyük tehlikeye düştüğü, bu yüzden de yeni ekonomik düzende birleşebilecekleri öngörüsünde bulunuyor. Sektörün yabancı yatırımcılarla ortaklıklar oluşturulması gerektiği de raporda dile getirilen konulardan biri. Raporda konuyla ilgili şunlar aktarılıyor: “Yabancı ülkelerde var olan yatırım potansiyeli değerlendirilerek sektörün geleceği planlanmalı. Yeni stratejiler çizilmeli, hedef ülkeler tespit edilmeli. Firmalara fuar desteği sağlanmalı. Birleşmiş Milletler’in açlıkla mücadele çerçevesinde yaptığı çalışmalarda Türk un sanayisi de yer almalı. Türkiye, stratejik ve lojistik avantajlarını, coğrafi konumunu kullanmalı. Enerji ve özellikle doğalgazda olduğu gibi Türkiye’nin bölgede bir hububat koridoru işlevini üstlenmesi sağlanmalı.”

Bir önceki yazımız olan Değirmencilik Sektörünün Yatırımcıları İstanbul’da Buluştu başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Kontrol edin

Tesis Yönetimi ve Pazarlama

Her üretim alanında olduğu gibi değirmencilikte de verim ve karlılık, başarılı bir yönetimle mümkündür. Bir …