‘Geleceğimiz için buğday ekim alanlarını 7.5 milyon hektarın altına düşürmemeliyiz’

Ayhan Atalay, Ata Tohumculuk AŞ Yönetim Kurulu Başkanı: “Uzun yıllardır ekim alanlarının ortalaması 7,6 milyon hektar olarak devam ediyordu. Ancak bu sene için 7 milyon hektarın biraz altına düşeceğini tahmin ediyoruz. yerine ekilen yazlık ürünlerde ciddi artışlar var. Bu veriler bizi endişelendiriyor. bu toprakların geleneksel stratejik bir ürünü. Bu açıdan biz buğdayda hem rekolte açısından hem de kalite açısından bir sıkıntı oluşabileceğinden endişe ediyoruz. ekim alanlarını artırmamız ve en azında 7.5 milyon hektardan aşağıya düşürmememiz lazım.”


Röportaj: Mustafa Yağmurlu

Türk tohumculuk sektörünün en eski ve lokomotif şirketlerinden olan Ata Tohumculuk çeyrek asrı aşan bir süredir ülke çiftçisine hizmet veriyor. 1993 yılında Ankara Polatlı’da bir aile şirketi olarak kurulan Ata Tohumculuk, zaman içinde büyüyen, güçlü ve dinamik yapısıyla tohumculuk sektöründe önemli paya sahip kuruluşların başında geliyor. Ata Tohumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Atalay, tarımın temelini oluşturan, gıda güvenliği ve güvencesi için stratejik öneme sahip tohumculuk sektöründe Türk çiftçisine daha yüksek verimli çeşitler sunmayı kendilerine hedef edindiklerini söylüyor. Değirmenci Dergisi’nin sorularını cevaplayan Atalay, Batılı firmaların kullandığı teknolojiyi kullanarak uluslararası arenada hatırı sayılır bir Ar-Ge çalışması yürüttüklerini ifade etti. 2011 yılında Türkiye’nin en büyük hububat tohumluğu tesisini Polatlı’da faaliyete geçiren Ata Tohumculuk, Türkiye’nin 7 bölgesinde gerek ıslah ekimleri ve gerekse çeşit yelpazesi ile ön sıralarda yer alıyor. Şirketin geliştirdiği tohum çeşitleri bugün Edirne’den Ardahan’a, Samsun’dan Urfa’ya kadar birçok bölgede kullanılıyor.

HUBUDER Kongresi sırasında görüştüğümüz Ata Tohumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ayhan Atalay’ın dergimize değerlendirmeleri şöyle:

Ayhan Bey, bize kısaca kendiniz ve firmanızın çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz?
Ata Tohumculuk olarak tohum üretimi yapıyoruz. Şahsen uzun yıllar tohumculuk sektörüne hizmet verdim. Tohum Sanayici ve Üreticileri Alt Birliği’nde (TSÜAB) 5 dönem yönetim kurulu başkan yardımcılığı yaptım. Hububat piyasalarıyla yakından ilgileniyoruz. Ata Tohumculuk olarak hububat tohumu üretiyoruz ve aynı zamanda bir Ar-Ge şirketiyiz. Islah departmanımız var. Türkiye’nin önde gelen özel sektör firmalarından biriyiz. Buğday ve arpa çeşitleri ıslah eden, bu konuda TUBİTAK ile çalışmalar yapan bir firmayız. Jenerasyon atlatma seramız var. Moleküler markör laboratuvarımız var. Her yıl birkaç çeşit piyasaya çıkarabilecek durumdayız. Ülkenin koşullarını biliyoruz ve farkındayız. Tohum işi çok değişti, her bölgeye göre ayrı bir çeşit, iklimsel ve toprak yapısına göre çeşitlerin piyasaya çıkması gerekiyor. Sektör şu anda bunun üzerinde çalışıyor. Biz Ata Tohumculuk olarak tohumculuk sektöründe ilklerden biriyiz. 1993’ten bugün başarılı bir şekilde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

Çiftçinin alım gücü düştüğü için tohum almakta zorlandığı ve bu yüzden yapmaya yanaşmadığı belirtiliyor. Bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Evet, bunlara katılıyorum. Çiftçinin tohum bulmaktan öte tohum alabilme gücü azaldı. Gübreyi alabilme gücü kalmadı. 2018 yılı verilerine baktığımızda hem tohum sektörünün üretiminde yani buğday tohumunda ciddi bir düşüş var hem de gübre tüketiminde ciddi düşüş var. Bunların hasat döneminde verimi ve kaliteyi olumsuz etkilediğini düşünüyorum.

Tohum üretiminin bir maliyeti var. Tabi her çiftçi bu maliyete katlanamıyor. Bu yüzden daha ucuz maliyetli, girdi maliyeti düşük ürünlere yöneliş var. İşte bu yüzden arpa üretimi biraz daha arttı. Çünkü çok daha az gübre ve daha az maliyetle yetişiyor. Yine Anadolu’da yazlık ekime kaydı çiftçi. Nohut ekimi arttı. Nohut geçen yıl para etmemesine rağmen nohut üretiminde artış var. Bu da girdi maliyetlerinden kaynaklanıyor. Hemen hemen hiç gübre kullanılmıyor. Sorun çiftçinin finansman sıkıntısından kaynaklanıyor. Finansman durumu iyi olup, fiyat da biraz iyi olunca gübre tüketimi artıyor. Bunu 2016 yılında gördük. O yıl gübrede yüzde 18 KDV kalktığında 6 milyon tonla Türkiye tarihinin en yüksek gübre tüketimi gerçekleşti. Bugün 2016 ile 2018 yıllarını karşılaştırdığımızda 1.5 milyon tona yakın bir düşüş var. Özellikle Orta Anadolu Bölgesi’ndeki hububat ekim alanlarına baktığımızda gübre olarak ağırlıklı DAP kullanılır. DAP kullanımında ülke genelindeki düşüş yüzde 53’e ulaştı. Toplam gübre tüketiminde ise yüzde 30’a yakın bir kayıp var. 2019 yılının tam rakamları çıkmadı ama piyasalarda elde edilen verilere göre gübre tüketiminde yüzde 10’a yakın bir düşüş var.

Bu yüzden buğdayın kalitesinde bir sıkıntı yaşanacağını düşünüyor musunuz?
Evet, bu yıl hem buğdayın miktarında hem de kalitesinde bir takım sıkıntıların yaşanacağı endişesini taşıyorum. Çünkü bazı bölgelerde yağış çok yüksek; Çukurova bölgesinde buğdayın üzerine düşen bin milimetre yağış var. Bunun uzun yıllar ortalaması 550 milimetre. Keza GAP Bölgesi’nde uzun yıllar ortalaması 250-300 milimetre iken bu sene 700 milimetreye yaklaştı. Bu yüzden bazı yerlerde ekim yapılamadı. Ekim yapılan yerlerde de yağışlardan dolayı sıkıntılar oluştu. Güneydoğu’daki arpa üretiminde bile sıkıntı var.

Ülke geneline baktığımızda iklim açısından olumlu giden tek bölge Marmara Bölgesi. Oralarda başlangıçta yağışlar biraz düşük olsa da sonrasında gelen kuvvetli yağışlar olumsuzlukların önüne geçti. Bu bölgede ekim alanlarında da bir azalma yaşanmadı. Orta Anadolu Bölgesi’nde yağışların azlığından dolayı, Çukurova ve GAP bölgelerinde ise fazla yağışlardan dolayı olumsuzluk var.

Buğday ekim alanlarında uzun yıllar ortalaması 7,6 milyon hektar olarak devam ediyordu. Ancak bu sene için 7 milyon hektarın biraz altına düşeceğini tahmin ediyoruz. Bu verilere, gübre tüketiminden ve sahadan aldığımız bilgilerden ulaştık. Buğday yerine ekilen yazlık ürünlerde ciddi artışlar var.

Bu veriler sizi endişelendiriyor mu?
Endişelendirmez olur mu? Tabi ki endişelendiriyor. Buğday bu toprakların geleneksel stratejik bir ürünü. Bu açıdan biz buğdayda hem rekolte açısından hem de kalite açısından bir sıkıntı oluşabileceğinden endişe ediyoruz.

Birçok ülkede kuraklığa veya aşırı yağışlara dayanaklı tohumlar üzerinde çalışılıyor. Sizin bu yönde çalışmalarınız var mı?
Bu alanda çalışmalarımız var tabi. Kıraç alanlara ve sulu yerlere yönelik çeşitler geliştiriyoruz. Buğday çok karmaşık ve çok değişik çeşitleri olan bir bitki. Kıraç, sulu, yazlık, kışlık, hastalıklara dayanıklı türleri var. sektörüne baktığımızda ileriye doğru gidebilen tek alan neredeyse tohumculuk sektörü.

Tohumculuk sektörü, iklim değişikliğinin etkileri üzerine çalışmalar içerisinde. Elbette tam hazırlıklı değiliz. Ama sektör bu sorunun bilincinde ve bu işle ilgili ıslahçılarımızın, tohum şirketlerinin çalışmaları var. Bu uzun bir süreç. Türkiye’de tohumculuk sektörü çok gençtir. Biliyorsunuz tohumculuk sektörünün kanunu 2006 yılında çıktı. 2008’de örgütlenmeye başlandı.

Özellikle kendi kendine döllenen bitki dediğimiz hububat tohumculuğu biraz daha zordur. Kazanç düşüktür. O yüzden biraz yavaş ilerleme var. Aslında burada çeşit geliştirme 15 yılı alır. Ama şu anda Batı’da kullanılan yeni teknolojiler var. Biyo-teknoloji, moleküler markör teknoloji gibi. Bu teknoloji Ata Tohumculuk olarak bizim ve bizim gibi başka bazı yerli firmalar tarafından da uygulanmaktadır. Bu teknoloji sayesinde yeni çeşitler yolda diyebilirim.

Hububat tohumunda yerlilik oranı nedir?
Hububat tohumunun büyük bir kısmı yerlidir. Ama yurt dışından gelen çeşitler de tescil edilip kullanılıyor. Bunlar da artık yerli tohum statüsünde bulunuyor. Aynı durum bizim tohumlar için de geçerli. Bizden yurt dışına gidip oralarda ekilen tohumlarımız var.

BUĞDAY İTHALATI TAMAMEN FİYAT POLİTİKASI
Un sektörü yurt dışından ithal ettiği buğdayı işleyip un olarak ihracat yapıyor. Bu sektörün ihtiyacı olan kaliteli buğday ülkemizden karşılanamaz mı?
Bazı şeyleri doğru söylemek lazım. Un sektörü, yurt dışından buğdayı sırf kalitesinden dolayı alıyor değil. Türkiye’de daha kaliteli buğdaylar da üretilmeye başlandı. Buğday ithalatı tamamen fiyat politikasıdır. İçerideki bu fiyatlarla ihracat yapmak imkansız olduğu için buğday Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında dışarıyla rekabet etmek adına ithal ediliyor. Yoksa buğdaylarımızın tohumunda veya kalitesinde bir sıkıntı olduğundan değil.

Buğday için Türk çiftçisine yapılan destekleri nasıl buluyorsunuz?
Destekler yeterli değil. Çiftçi gerçekten sıkıntı yaşıyor. Yaptığı işlerden para kazanamıyor. Türkiye’de çiftçinin büyük bir kısmı buğday ekiyor. 2018 yılında ürününü ortalama 1000 liradan sattığını varsayalım. Ama çiftçinin elinden ürün çıktından sonra fiyat 1500-1600 liralara geldi. Aslında o fiyat artışı bu yıl için çiftçiyi bir miktar buğdayı ekmeye yönlendirdi. Yoksa belki çok daha düşük ekim alanları olurdu. Yani çiftçi ürünün erişkin olduğu dönemde tamamen zarar etti. Çiftçinin pazarın insiyatifine kalmaması lazım. Kamunun burada bazı enstrümanları geliştirmesi lazım.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Çiftçiler Günü’nde yaptığı açıklamada 2023 yılına kadar buğday üretimini 22 milyon tonlara çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Bu rakama ulaşmak imkansız değil. Çünkü geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de 22 milyon ton buğday üretimi zaten oldu. Bunun için buğday ekim alanlarını artırmamız ve en azında 7.5 milyon hektardan aşağıya düşürmememiz lazım.

Açıklanan alım rakamları ve yapılan desteklemeler buğday ekimini cazip hale getirmez mi?
Alım fiyatları çiftçiye biraz yapay gibi geliyor. Rakamlar açıklandığında piyasada arpa 1400 liraya satılıyordu. Buğday da 1600-1700 lira bandında satılıyordu. Şimdi bu fiyatlar gördükten sonra açıklanan fiyatlar yetersiz görülecek. Ama gübre fiyatlarında yüzde yüze yakın artışlar oldu. Çok korkunç maliyet artışları var. İlaçta korkunç maliyet artışları var. Mazotu zaten biliyorsunuz. Mutlaka destekleri ve diğer bazı enstrümanları geliştirmelisiniz.

Toprakların daha fazla parçalanmasının önüne geçmek gerekiyor. Toprakları daha rantabl kullanabilmenin yollarını aramak gerekiyor. Tarım topraklarının başka alanlarda kullanılmasının önüne geçilmesi lazım. Topraklarımız zayıf ve oldukça dalgalı ve kurak bir bölgede yer alıyoruz. Türkiye’nin buğday ve arpa üretiminden vazgeçmesi imkansız. Bugünkü ekim alanlarını korumak ve bu rakamların altına düşürmemek lazım.

Tohumculukla uğraşan Türk şirketleri ile Batılı şirketleri karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Türkiye’de tohumculuk sektörünün, Batı’ya kıyasla çok genç olduğunu söyleyebiliriz. Batı’da bu alanda faaliyet gösteren şirketlerin yaş ortalaması 100’ün üzerinde. Bizde ise TSÜAB’da aşağı yukarı 800 küsur firma var ve bunların yaş ortalaması 10 yıl civarında. Eski şirketlerimizi yani ıslah ile işe başlayanlara baktığımızda yaş ortalaması 20 civarında diyebiliriz. Biz sektör olarak Batılı şirketler açısından hem finansman, hem insan kaynağı hem de gen kaynağı açısından oldukça gerilerdeyiz. Ama bizim de tohumculuk sektöründe çalışan müthiş bir genç nüfus var. Bu iş biraz ideal ve gönül işidir.

Tohumculuk sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Tohumculuk dünyada çok önemli bir yer tutuyor. Eskiden baktığımızda dünyada ya petrol şirketleri ya da silah sanayi öndeydi ama bugün iki alan öne çıkıyor: Birisi yazılımcı ve programcılar birisi de tohumcular. Dünyada tohumla ilgili çok hızlı gelişmeler var. Gerçekten de dünyada en hızlı gelişen sektör tohumculuk sektörü. En son teknolojinin kullanıldığı alan tohumculuktur. Dünyada kayıtlı tohum ticareti 50 milyar dolar civarında. Bizde Türkiye tohumcuları olarak bu işin bir noktasından yakaladık ve 15-20 yılda ciddi mesafeler katettik. Elimizdeki gen kaynakları insan kaynakları ve finans açısından bakıldığında Batı’daki şirketlerin çok gerisindeyiz. Ancak bizde azim var, genç kadrolar var. Bulunduğumuz coğrafi bölge olarak Türkiye çok avantajlı bir konumda. Batı’dan çok rahatlıkla bilgi transferi yapıp bunu kendi bilgi ve tecrübemizle yoğurduktan sonra tohum çeşitlerimizin Doğu ve Batı’ya hitap etme şansımız var. Devletimiz bu işin farkına varmış durumda. Bunun için yeni destekler, yeni kaynaklar oluşturmaya çalışılıyor. Bu yeterli mi elbette değil, ancak bir yerden başlamış durumdayız. Ata Tohum da bu anlamda Ar-Ge’si, ıslah projeleri ile önemli bir yere sahip.

Üniversitelerimizi tohumculuk konusunda yeterli görüyor musunuz?
Hiç yeterli değil. Çok vahim durumdalar. Bugüne kadar tescil olmuş 1067 çeşit var. Bunların bir kısmı yerli, bir kısmı yabancı. Ama üniversitelerin bu rakamın içindeki payı binde 8. Bu çok düşük bir pay. Üniversite-özel sektör işbirliği de istenilen seviyede değil. Eğitim müfredatının değişmesi lazım. Sektörün talepleri ve sektörün ihtiyaçları doğrultusunda mühendisler yetiştirilmeli.

Kontrol edin

‘Amerika-Çin ticaret savaşları uzun sürebilir’

Daniel Basse, AgResource Başkanı:“ABD ve Çin’in, Amerika’da yeni başkanlık seçimlerinin yapılacağı Kasım 2020’ye kadar bir …