EKİM ALANLARI AZALIYOR

“Un, yem, bulgur ve makarna üretiminde önemli bir ülke olan , dünyanın dört bir tarafına ihracat yapmaktadır. Global rekabetin arttığı, kârların düştüğü bu ortamda ihtiyaç duyulan hammaddenin, istenilen zamanda, kalitede ve fiyatta bulunması son derece hayatî bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Hammaddenin gelecekteki fiyatının belli olması, küresel rekabet içerisindeki fabrikalarımızın gelecek planlama ve maliyet hesapları açısından hayatî bir öneme sahiptir. Uluslararası rekabete hazır olmamız için önce sektörel sorunlarımızı ortaya koyup çözmemiz gerekmektedir.”

Özkan Taşpınar
Ulusal Hububat Konseyi
Yönetim Kurulu Başkanı

’nin değerli okurları,

Hububat, insan beslenmesinde önemli bir yer tutuyor olup, hububat içinde de ayrı bir öneme sahiptir. Ülkeler, hayatî bir öneme sahip olan üretiminde kendine yeter olmayı ya da en azından yönetilebilir bir seviyenin altına düşmemeye gayret göstermektedirler. Ülkemizde de durum farklı değil. Bu konuda politikalar üretilmeye, uygulamaya çalışılmaktadır. Fakat bundan 10 yıl önce 9 milyon hektar olan ekim alanı, giderek azalarak 7,7 milyon hektar civarına düşmüştür. Buna rağmen gerek yeni çeşitlerin ıslahı, gerekse yetiştirme tekniklerindeki gelişmeler, ekim nöbeti ilkelerine uyulması gibi nedenler ile birim alan verimi giderek arttığı için düşüşü yaşanmamıştır. Ancak gelinen noktada nüfus artışı, göçmen nüfus, artan turist sayısı, dışarıya yapılan yardımlar ve coğrafyamızda yaşanan karışıklıklardan dolayı üretimden düşen ve Türkiye’den gelecek gıda ile beslenmek durumunda olanları göz önüne alırsak, tüketimin öngörülenin çok üzerinde olacağı sonucuna varılmaktadır.

Ülkemizi ekonomik ve sosyal olarak etkileyen, üzerinde en çok konuşulan, spekülasyon yapılan stratejik bir ürün olan buğdayın ekim alanları sınır değerlere ulaşmış olup, ekim alanlarının bunun altına düşmesi, yaşanmasını istemediğimiz olumsuz iklim koşullarında üretim yetersizliği sorununu beraberinde getirecektir. Bu durum, üretimiyle ve ticaretiyle buğdayı yönetilebilir olmakta zorlayabilir. Çünkü buğday, gıda maddesi olması yanında, yem ve diğer endüstriyel kullanım alanları için de önemli hammadde olup, gösterilen ilgide bunların payı da gittikçe artmaktadır.

Buğdayı, kıraç alanların ürünü ya da münavebe ürünü olarak görülmekten kurtarmak, tercih edilir bir ürün haline getirmek için, yıllardır 5 kuruş olan buğday desteğinin bölgesel olarak yeterli yağış altında, sulu/ kurak farklılıklar ve maliyetler dikkate alınarak hissedilir düzeyde artırılması gerekir. Örneğin, Orta Anadolu’da ya da Güneydoğu Anadolu’da ortalama 250 kg/da, diğer bölgelerde ise kendi verim düzeyleri dikkate alınarak yeni bir düzenleme yapılmalıdır.

Un, yem, bulgur ve makarna üretiminde önemli bir ülke olan Türkiye, dünyanın dört bir tarafına ihracat yapmaktadır. Global rekabetin arttığı, kârların düştüğü bu ortamda ihtiyaç duyulan hammaddenin, istenilen zamanda, kalitede ve fiyatta bulunması son derece hayatî bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Hammaddenin gelecekteki fiyatının belli olması, küresel rekabet içerisindeki fabrikalarımızın gelecek planlama ve maliyet hesapları açısından hayatî bir öneme sahiptir. Şu ana kadar ülkemizde sadece ekmeklik ve makarnalık buğdayların tarifi yapılmıştır. Bu sınıflamanın ihtiyaçlara cevap vermediğini hepimiz biliyoruz. Uluslararası rekabete hazır olmamız için önce sektörel sorunlarımızı ortaya koyup çözmemiz gerekmektedir.

Türkiye’de büyük kısmı İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Geçit bölgelerinde olmak üzere 5 milyon hektar civarında nadas alanı bulunmaktadır. Tarım potansiyelinin önündeki en büyük engel, bu potansiyelin kullanılamıyor olmasıdır. Bunun en büyük nedeni ise ‘Su’dur. Sürdürülebilir bir verim için belli ilkeler çerçevesinde havzalar arasında su transferinin yapılması zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

SEKTÖRDE YAŞANAN TEMEL SORUNLAR
Girdi maliyetlerinin yüksek olması: Üreticinin kullanmış olduğu, gübre, mazot, tohum, ilaç ve benzeri girdilerin ithal olmasından kaynaklı, kurda meydana gelen dalgalanmadan direk etkilenmesi ve üretim yapmanın cazibesi azalmaktadır.

Arz-talep dengesi ya da diğer deyimle üretim planının sağlıklı yapılamaması: Tüketim, ihracat ve benzeri parametrelerle üretim planlanmalı, uzun vadeli planlarla istikrarlı hale getirilmelidir.

Kalite: Kaliteli ürünün piyasada çok daha fazla para ettiği bilindiği halde ne yazık ki üreticimiz bu konuda istenilen gayreti pek göstermiyor. Üretim aşamasında tarlasıyla ilgilenen, kaliteli ürün yetiştiren çiftçimiz daha çok kazanmaktadır. Bu açıdan üreticilerimizin kendi gelirlerini artırmaları için kaliteli üretime dikkat etmeleri gerekmektedir.

Ar-Ge: Türkiye’nin, sürdürülebilir tarım, gıda güvenliği ve güvenilirliği açısından toplumun geleceğini güvence altına alma konusunda gerçekten bir atılım yapmaya ihtiyacı vardır. Teknolojide atılım yapmak, öngörülen alanlarda yoğun bir Ar-Ge faaliyetine girebilmek ve bunun için gerekli olan kaynağı bulmak gereklidir. üretiminde yeni teknolojiler üretilmeli ve kullanılmalı, verimlilik artırıcı ve iş kolaylaştırıcı ekim, sulama, söküm teknolojileri yaygınlaştırılmalıdır. Endüstri 4.0’ın karşılığı tarım 4.0 politikaları uygulanmalıdır. Bu noktada mutlaka toplumun desteğine ihtiyaç vardır.

Kırsal kesimin kalkınması için bakanlıklar arası koordinasyon güçlendirilmeli: Tarım sorunları sayıca çok ve karmaşık bir alan olup, tüketim de dikkate alındığında toplumun tamamını ilgilendirmektedir.

Tarımsal Desteklemeler: Tarımsal desteklemenin sektörlere ne yönde ve derecede etki yaptığı, hedeflenen amaçlara ne ölçüde ulaşıldığı konusunda etki analizleri yapılarak, kendini yenileyen bir destekleme modeli oluşturulmalı, planlamalar yapılmalıdır.

Lisanslı Depoculuk: Yapılan araştırmalar lisanslı depoculuk faaliyetlerinden birçok üreticinin haberdar olmadığını ya da yanlış bilgi sahibi olduğunu göstermektedir. Toprak Mahsulleri Ofisi görsel ve yazılı basın yolu ile tanıtım yapmaktadır. Bu tanıtım tüm paydaşların katılımıyla daha da derinleştirilerek tüm üreticilere ulaşılmalıdır.

Gümrük Vergileri: Ülkemizde enflasyonun en önemli nedeninin tarımsal ürün ve gıda olarak gösterilmeye çalışıldığına üzülerek şahit oluyoruz. Gerçekçi olmayan bu yaklaşımla birlikte, gümrük fonlarının düşürülmesi gündeme gelmekte ve tarımsal ürünlerin ithal fonları zaman zaman düşürülmektedir. Gümrük düzenlemeleri, tüm kesimlere olası etkileri göz önünde bulundurularak hesaplanmalı, zorunluluk halinde vergiler düşürülecek ise de hasat dönemi dışında, ilgili ürünün en düşük ticari işlem gördüğü dönemde uygulanmalıdır.

Bir önceki yazımız olan "Bilgi sizi güçlendirir" başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Kontrol edin

Türkiye’de gıda güvencesi emin ellerde

“Türkiye’nin en büyük araştırma merkezlerinden biri olan Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü, özellikle gıda …