Değirmende ‘akıllı tesis’ geleceğinizi kurtarır

“Yeni bir değirmeni, gerekli teknolojik altyapısını tamamlamadan kurmak çok büyük bir hata olur. Değirmenimizi ve anlık verilerini uzaktan takip edebilmeli, hem çıkan ürünün detaylarını hem de makinelerimizin istatistiklerini kontrol edebilmeliyiz.”

Barış ÖZPOLAT
Dış Ticaret Müdürü
Özpolat Makina San. ve Tic. A.Ş.
Günümüzde yeni bir tesis yatırımı planlanırken ilk olarak söz konusu sektörün ve tesisin geleceği düşünülmeli. Yatırım yapılacak sektör gelecek vaat ediyor mu yoksa kaybolan meslekler gibi kitaplar, fotoğraflar ve anılar arasında yerini mi alacak? Sürdürülebilir bir girişim için neler yapabileceğimizi, mesleğimizi günümüze nasıl adapte edebileceğimizi düşünmek gerek. Ne şanslıyız ki değirmencilik yitip gidecek meslekler arasında değil. Çünkü buğdayın ilk üretildiği bu coğrafyada ekmek, insanların bir numaralı besin kaynağı konumunda. Bundan dolayı insanoğlunun değirmencilere ihtiyacı hiç bitmeyecek. Evet, bu açıdan şanslıyız ama bir de şunu sormak lazım: Tesisimizi geleceğe nasıl taşıyabiliriz? Kuruluşu üzerinden 40 yıl geçmesinin ardından bile aynı tesisten hâlâ nasıl kaliteli un elde ederiz? 15-20 yıl sonra çıkacak yeniliklere uyum sağlamak için nasıl bir altyapı hazırlamamız gerek?

Eski köy tipi değirmenlerde üretim hem çok azaldı hem de kar getirmemeye başladı. Eski tip değirmenlerin sayısı da zaten çok azaldı. Değirmencilik bitmedi ama eski tip değirmenler bitti. Çünkü aslında devir, üretimi, kapasiteyi, verimliliği ve kârlılığı artırırken işçiliği ve enerjiyi azaltma devriydi. Ancak eski tip değirmenleri olan bazı değirmenciler maalesef bunu göremedi. Bugün de benzeri bir yol ayrımındayız. Son birkaç yıldır yeni bir sanayi devriminden bahsediliyor. İlk kez Almanya’da ortaya çıkan bu kavram son bir iki yıldır bizde de anılmaya başladı. ‘4. Sanayi Devrimi’, yani ‘Endüstri 4.0’dan bahsediyorum.

Bugün bazıları için değirmencilik ve teknoloji ilgisizmiş gibi görünen iki kavram olsa da yeni bir değirmeni, gerekli teknolojik altyapısını tamamlamadan kurmak çok büyük bir hata olur. Değirmenler artık makinelerden oluşmuyor, oluşmamalı da. Bugün artık un üretim teknolojileri satın almalıyız. Nerede olursak olalım değirmenimizi ve anlık verilerini takip edebilmeli, hem çıkan ürünün detaylarını hem de çalışan makinelerimizin istatistiklerini kontrol edebilmeliyiz. En azından bundan 10 yıl sonra çıkacak bir teknolojiyi, kurulu altyapımız sayesinde tesisimize adapte edebilmeliyiz. Tesisimizi öyle bir tasarlamalıyız ki hem fiziksel olarak büyümeye ve kapasite artırımına elverişli olsun, hem de teknolojik ilerlemelere…

Son teknolojiye sahip bir değirmeni bugün tabi ki her ülkede kuramayabiliriz. Bu büyük bir yatırım olacağı için tesisin kurulacağı bölgenin ekonomik, fiziki, hukuki ve en önemlisi de güvenlik şartları çok önemli. Bunlardan bazılarının eksik olduğu yerlerde değirmen kuracak kadar büyük bir pazar olsa da yatırım maliyetimizi mümkün olan en düşük seviyede tutmamız gerekebilir. Ancak sözgelimi hem dünyanın 1 numaralı un ihracatçısı hem de 1 numaralı değirmen makineleri imalatçısı olan Türkiye’yi ele alırsak… Bugün artık dünyayla yarışmak adına Türkiye’de yeni kurulacak bir tesiste teknoloji ve kaliteden ödün vermek hiç de mantıklı değil.

Un ekonomik değer olarak tutar/miktar oranıyla değerlendirildiğinde ucuz bir ürün. Dolayısıyla un ticaretinin en önemli etkenlerinden birisi de taşıma maliyetleri. Bugün yeni bir değirmen kurmak istiyorsak bizim potansiyel alıcılarımız nerelerdedir? Hangi şehir veya ülkelerdedir? Ben o bölgeye en ucuz şekilde nereden mal gönderirim? Nakliye maliyetini düşürmek için nerede konumlanmalıyım? gibi soruları sormalı ve yanıtları doğrultusunda yer seçimini yapmalıyız.

Yerleşim planındaysa ben her zaman büyümeyi hesaba katmaktan yanayım. Bugün ortalama kapasiteli bir fabrika için gereken bina ve arsa belli. Ancak değirmencilerimiz bazen büyümeyi hiç hesaba katmıyor. Birkaç sene sonra hatlarını yenilemeye kalktıklarında ya da kapasite artırımına gitmek istediklerinde fabrikalarını montaj ve demontaj işlemlerinden dolayı aylarca durdurmak zorunda kalıyorlar. Değirmenin aylarca durması, değirmencinin aylarca çalışamaması ve para kazanmaması demek. Hâlbuki değirmenci olası bir kapasite artırımını baştan hesaba katsa hiç bunlara katlanmak zorunda kalmaz.

Biz Özpolat Makina olarak yıllardır inovatif değirmenler kuruyoruz. Çelik konstrüksiyon üzerine günümüz şartlarında en yüksek teknolojiye sahip bir un fabrikası kurulabilir. Ve gerekli alan bırakıldığında ikinci hattın montajı sırasında birinci hattı durdurmaya bile gerek kalmaz, ikinci hat doğrudan birincinin yanına eklenebilir. İşte biz bunu yapıyoruz.

Ortalama ölçekte bir un değirmeni 3 bölümden oluşmalıdır: Üretim, kalite kontrol ve bilişim sistemi. Değirmenlerde eğer bu üç bölümün eş zamanlı ve birbirine entegre şekilde çalışmasını sağlarsak yüksek kaliteli un üretebilir, hem yüksek verimde çalışabilir hem de sürekli üretebiliriz. Bugün değirmenlerin çoğunda tek başına var olan üretim ünitesinin alt bölümleri de şunlardır:
a. Ham buğday depolama ünitesi
b. Mal alım ünitesi
c. Temizleme ünitesi
d. Tavlama ünitesi
e. Öğütmeye hazırlık ünitesi
f. Değirmen (öğütme ünitesi)
g. Mamul depolama ve paketleme ünitesi
h. Stok kontrol ve sevkiyat bölümü.

Un değirmeni tasarımında artık sadece makineler değil, teknoloji de olmazsa olmaz. Akıllı makineleriniz, nesnelerin interneti, her yerden bağlantınız, teknoloji ve sunucu odanız, ısı ve rutubet kontrolleriniz olmalı ki siz nereye giderseniz gidin fabrikanızın kontrolü sizde olsun. Makineleri çalıştırıp durdurabilme imkanına sahip olun, anlık elektrik tüketimini ve çalışma saatlerinizi takip edin, hatta değirmeninizi belirli görevleri yapmak üzere programlayın. Artık bunların hiçbiri lüks değil.

Değirmen tasarımı tabi ki randımanı ve kaliteyi çok etkiler. Uzman ve tecrübeli diagramcı ve mühendislerle yerleşimi hesaplanmamış makineler uzun akışlara, fazladan enerji sarfiyatına ve kalitesiz son ürüne sebep olur.

Bir tesis kurulurken, pek az değirmencinin hesaba kattığı bir faktör daha var: Önce hangi özelliklerde un ve/veya kepek istediğimizi bilmemiz gerekir. Bununla beraber ne tür, hangi özelliklerde buğdayı hammadde olarak kullanacağımızı tespit etmek gerekir. Ancak bu ikisine karar vererek ara işlemleri ve makineleri belirleyebiliriz. Birçok makine imalatçısının, (bazıları için maalesef detay, benim içinse temel olan) bu iki noktaya hiç önem vermediklerini duydukça hayrete düşüyorum. Peki o zaman kullanılacak makine çeşitlerine, büyüklüklerine, sayısına nasıl karar veriyorlar?

Milyonlarca dolarlık bir yatırım asla tesadüflere bırakılamaz. Nereden başlayıp nereye varmak istediğimizi belirledikten sonra gereken işlem sırasını ve ürün akışını belirleriz. İstenen kapasiteye göre makine sayılarına karar verir, en kaliteli son ürünü en verimli şekilde almayı sağlayacak tasarımı ve yerleşimi yapar; değirmencimize yapacağı inşaatın avan projesini biz veririz. Bana göre yapılması gereken de budur.

Günümüzde artık orta ve yüksek kapasiteli, betonarme binaya yerleşimli, sektörde hemen hemen standart kabul edilen işler yapılmakta, değirmenler kurulmaktadır. Ancak sizi temin ederim ki gelecekte her yatırımcı gibi değirmenciler de bir gerçeğin farkına varacaklar. O da üretimden insanı çıkarınca iki şeyin çok değiştiğidir;
1. Yapılan üretim hataları ve bozuk ürünler gözle görülür şekilde azalıyor
2. Maliyetler azalıyor.

Bunun farkına varmayan değirmencilerimiz, gelecekte farkına vardıklarında, bugün “standart” olan tasarımdan vazgeçip akıllı fabrikalara ve akıllı un üretim teknolojilerine yönelecekler.

Bir önceki yazımız olan Değirmencilikte Yatırım Planlaması ve Fizibilite başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Kontrol edin

O kepekte çok fazla nişasta var!

“Kepekte nişasta kalıntı miktarının fazla olması değirmenciler için kârdan feragat etme anlamına geliyor. Bühler, online …