“Acımasız rekabet un sektöründe birleşmeleri kaçınılmaz kılacak”

“Şirket satın alma veya yabancı ortak düşüncemiz var ve bu konu her zaman gündemimizde yer alıyor. Gerek yerli ya da yabancı ortak gerekse satın alma konuları olsun sürekli sektör içi ve sektör dışı arkadaşlarımızla görüşüyoruz. Bizim sektörümüzde atıl kapasite miktarı % 50’nin üzerinde. Bu rakamlar aslında günümüz ekonomilerinin altın kuralı olan verimlilikten ne kadar uzak olduğumuzun kanıtı. Ülkemizde birleşme ve satın almaları zorlaştıran sebeplerin başında; şirketlerimizin kurumsal yapıda olmamaları ve genelde aile şirketleri olmaları geliyor. Ancak zaman geçtikçe ve rekabet koşulları acımasızlaştıkça ekonomik olarak hepimizin bu yola doğru hızla gideceğine inanıyorum.”

Cem Oğuz Kırtız
Halim Kırtız Gıda Sanayi Genel Müdürü

“Unda Kalite Arayanlara” sloganıyla çeyrek asrı aşkın seredir yapan Halim Kırtız Gıda Sanayi, üretimi konusunda Türk değirmencilik sektörünün önde gelen kuruluşları arasında yer alıyor. 2006 yılında Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde aldığı küçük bir fabrikayı sürekli yenileme ve yeni yatırımlarla büyüten firma üretimini 700 ton/güne çıkararak büyük ölçekli bir kapasiteye sahip tam otomatik bir tesis konumuna geldi.

Un sektöründe 28 yıllık bir deneyime sahip Cem Oğuz Kırtız’ın Genel Müdürü olduğu Halim Kırtız Gıda Sanayi, doğru fiyat politikası, un üretiminde farklılık oluşturacak yeni teknolojiler kullanarak sektördeki istikrarlı konumunu devam ettiriyor. Değirmenci Dergisi’nin 2019’un ilk sayısına konuk olan Cem Oğuz Kırtız sorularımıza içtenlikle cevaplar verdi. Sektörde yüzde 50’yi aşan atıl kapasitenin oluştuğunu ifade eden Kırtız, yaşanan acımasız rekabet koşullarının konsolidasyonları ve şirket birleşmelerini hızlandıracağını ifade etti. Kendilerinin de yeni satın almalara ve birleşmelere açık olduğunu kaydeden sektör duayeni Kırtız, “Sektör olarak yapabileceğimiz en güzel şey birleşmelerle verimliliği arttırmak olacaktır” dedi.

Dünya fiyatlarının altında oluşacak bir Türkiye piyasasının önümüzdeki günlerde ciddi üretim sorunlarını beraberinde getireceğine dikkat çeken Cem Oğuz Kırtız, Türkiye’nin ve un sıkıntısı yaşamaması için yapılması gerekenleri şöyle anlatıyor: “Türk çiftçisinin en önemli iki sorunu herkesin bildiği üzere ölçek ve girdi maliyetleridir. Ölçek olarak kıyaslamak gerekirse biz ülke olarak saksıda yetiştiriyoruz. Çiftçilerimizin küçüklüğü de birim alandan daha yüksek gelir elde etmelerini gerektiriyor. Üretimin kendi ihtiyacımızı karşılamasından ödün vermemek için mutlak suretle çiftçimizin dünya fiyatlarının üzerinde bir gelir elde etmesini sağlamamız gerekmektedir.”
AR-GE çalışmalarıyla sektöre sürekli yeni ürün kazandırmanın uğraşı içinde olduklarını vurgulayan Cem Oğuz Kırtız, son dönemde yaygınlaşan donuk ürün pazarına yönelik çalışmalarının olduğunu belirtti. Dünyada donuk ürün pazarının oldukça ciddi cirolara sahip olduğunu kaydeden Kırtız, bugün ülkemizdeki pazar payı çok düşük olsa dahi önümüzdeki günlerde büyüyeceğine inandığını ifade etti.

Halim Kırtız Gıda Sanayi Genel Müdürü Cem Oğuz Kırtız’ın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

Merhaba Oğuz Bey, yıllardır sektörün içinde yer alan bir işadamısınız. Biz sizi tanıyoruz ama okurlarımıza Cem Oğuz Kırtız’ı anlatır mısınız?
1968 yılında çiftçi bir ailenin çocuğu olarak Polatlı’da doğdum. İlk orta ve lise eğitimimi Polatlı’da tamamladım. Sonrasında İzmir 9 Eylül Üniversitesi Muhasebe bölümünü bitirdim. 1990 yılında vatani görevimi tamamlayarak ailemize ait olan Kırtızlar Un Fabrikası’nda çalışma hayatıma başladım. 2000 yılında o dönemde sektörümüzün üst çatısı olan Ankara Değirmenciler Derneği Yönetim Kurulu üyeliğine seçildim. 2005 yılında Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu’nun (TUSAF) Kurucu Yönetim Kurulu üyesi oldum. 2006 yılında çok güzel, çok keyifli, çok tecrübe kazandığım 16 yılın ardından Kırgızlar Un Fabrikası’ndan ayrıldım. Aynı yıl içinde Antalya’da kurulu olan günlük 250 ton kapasiteli bir un fabrikasını babam Halim Kırtız önderliğinde kardeşlerim Yeliz ve Erol Kırtız’ın destekleriyle satın aldık.

Ailenizin büyüğü Yavuz Kırtız Beyefendi’nin kurduğu Kırtızlar Un’da yıllarca yöneticilik yaptıktan sonra Antalya’da bir un fabrikası alarak sektörde hızla büyüdünüz. Daha sonra ismini Halim Kırtız Gıda San. A.Ş. olarak değiştirdiğiniz fabrikanızın çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?
Çalışmalarımız un tüketilen tüm alanları yakın takip altında tutup tüketim ihtiyaçlarına göre doğru ürünü doğru tüketici ile buluşturmak üzerine kurgulanmıştır.

Halim Kırtız Gıda fabrikasında kullanılan teknoloji ve üretim kapasitesi ile markalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
2006 yılında satın aldığımızda 250 ton/gün kapasiteli fabrikamızı zaman içerisinde 300 ton/gün ardından 350 ton/gün, en son Ekim 2018 tüm makinelerimizi yenileyerek Takozlar Makina’nın da ciddi katkılarıyla 85 gün gibi kısa bir sürede 700 ton/güne çıkardık. Yine zaman içerisinde buğday depolama alanlarımızı 20.000 ton seviyesine, un stok alanlarımızı 5.000 ton seviyesine ulaştırdık.

Kullandığımız teknoloji ve makine seçimleri Takozlar Makine işbirliği ve tecrübesi ile Türkiye’nin konusunda en iyi firmaları ile çalışılarak sadece Türkiye’de değil dünyada vals boyu + elek metrajı + öğütme tonajı + randıman + kül miktarı + enerji tüketimi = verimlilik ve kalite anlamında en iddialı tesislerinden biri haline gelmiştir. Üretim, buğday hazırlamadan başlayarak tavlama, öğütme, öğütülen unun anlık kontrolü ve paketleme olmak üzere tamamen tam otomasyonla ve bilgisayar kontrolü ile yapılmaktadır.

Markalarımıza gelince, aslında Nar Un da bir markamız. Şirket adımız Halim Kırtız Gıda San. A.Ş. Nar unun dışında Nar Tanesi, Yaver, Perge, Kermen, Sütun gibi markalarımız da mevcut. Bu kadar marka olmasının sebebi çeşitli kategorilerde ürünlerin birbiriyle karışmasını engellemek amaçlıdır.

Pazarın getirdiği yenilikler ve koşullar karşısında firma olarak nasıl bir yol izliyorsunuz? AR-GE ekibiniz ne tür çalışmalar yapıyor?
Un sektörü son derece dinamik bir pazara ve tüketicilerin ihtiyaçları devamlı çeşitlenerek değişiyor. Bu değişimleri kaçırmadan uzak kalmadan üreticilerle yakın diyalog halinde olmaya, onları çok iyi anlamaya çalışıyoruz. AR-GE ekibimiz gelen talepler doğrultusunda hem literatür hem kendi tecrübeleri hem de nihai ürün çalışmalarını yaparak en iyiyi üretme gayreti içinde hareket ediyorlar.

Son dönemde hızla büyüyen donuk ürünler pazarı ile ilgili çalışmalarınız var mı?
Tüm dünyada donuk ürün pazarı oldukça ciddi cirolara sahip. Ülkemizde donuk ürünler genelde endüstriyel alanlarda ve yakın zamanda marketlerde karşımıza çıkmaya başladı. Donuk ürünlerin bugün ülkemizdeki pazar payı çok düşük olsa dahi önümüzdeki günlerde daha da büyüyeceğinden hiç şüphemiz yok. O yüzden bizde firma olarak AR-GE departmanımızda bulunan -20 C deki test bölümümüzde gerek mayalı gerek mayasız ürünleri farklı zaman aralıklarında bekleterek denemeler yapıp aldığımız sonuçlara göre en doğru ürünü donuk üreticilerine sunmaya çalışıyoruz.
Firma olarak yabancı ortak veya satın alma gibi düşünceniz var mı?
Evet böyle bir düşüncemiz var ve bu konu her zaman gündemimizde yer alıyor. Gerek yerli ya da yabancı ortak gerekse satın alma konuları olsun sürekli sektör içi ve sektör dışı arkadaşlarımızla görüşüyoruz. Hepimiz bu konulara sıcak bakıyoruz ve hayata geçirmek istiyoruz. Çünkü günümüz ekonomilerinin altın kuralının “verimlilik” olduğu son derece net. Bizim sektörümüzde atıl kapasite miktarı maalesef % 50’nin üzerinde. Bu rakamlar aslında verimlilikten ne kadar uzak olduğumuzun kanıtı. Aslında Türkiye’deki birçok sektörde aynı atıl kapasite durumu söz konusu. Bu konuların sürekli konuşulması ve herkes tarafından kabul edilmesine rağmen yapılamamasının sebebi ülkemizdeki şirketlerin kurumsal yapıda olmamaları ve genelde aile şirketleri olmalarından kaynaklanıyor. Bu durum maalesef şirket satın alma veya birleşmelerin hayata geçirilmesini zorlaştırılıyor. Ancak zaman geçtikçe ve rekabet koşulları acımasızlaştıkça ekonomik olarak hepimizin bu yola doğru hızla gideceğine inanıyorum.

Oğuz Bey fabrikadaki görevinizin yanı sıra, Anadolu Un Sanayicileri Derneği Başkan Yardımcılığı ve Antalya Organize Sanayici ve İş Adamaları Derneği Üyeliğiniz var. Bu sivil toplum kuruluşlarının sektör açısından öneminden bahseder misiniz?
Sivil Toplum Kuruluşları (STK) tüm dünyada özellikle iş dünyasının olmazsa olmazıdır. Sebebi ise kamu otoritesi sizin tüm sorunlarınıza hakim olamaz. STK’lar sektörle ilgili oluşan sorunları derler toparlar kendi içinde yönetim kurullarında inceleyerek tek ve doğru bir dille kamuya aktarır. Tek vücut olarak yapılan bu girişimlerden de etkili sonuçlar alırsınız. Aksi taktirde herkes kendi sorununa çare aramaya kalkarsa hem ciddi bir bilgi kirliliği hem de muhatap bulamama riskiyle karşılaşırsınız. Bu yüzden STK’lar hepimizin sahip çıkması gereken kuruluşlardır. Buralarda görev yapmak ciddi sorumluluk ve mesai isteyen yerlerdir. Sektörün herhangi bir sorununu çözdüğünüzde de inanılmaz haz duyduğunuz yerlerdir. Kısacası sorumluluğu, eleştirisi çok olan bunun yanında da sorun çözdüğünüzde keyfi çok olan yerlerdir. Bu görevlerle ilgili bugüne kadar elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalıştım. Bundan sonrada elimden geldiği kadar katkıda bulunmaya devam edeceğim.

Türkiye’nin buğday unu ve buğday üretimi stratejilerinin oluşturulmasında aktif olarak rol alan bir isimsiniz. Son dönemde döviz kurundan kaynaklı yaşanan buğday ve un sıkıntısıyla ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Un sektöründe geçirdiğim 28 yıllık iş hayatımda bu durumu üçüncü kez yaşıyorum. O günlere tekrar bakmak gerekirse; 1994 ve 2001 krizlerinde yaşanan kur değişkenliğini gösterebilirim. Her iki yılda da kurlarda yaşanan değişiklik ülkemizdeki buğday fiyatlarını bir anda dünyanın en ucuzu haline getirdi. Her ikisinde de hububat ihracatı yasaklandı. Piyasaların çabuk toparlanması ile birlikte bir sonraki yıllar gene dünya piyasalarının üzerine çıkan ülke piyasamızla her şey normale dönmüş oldu. Bu yılda olan durum kurlardaki artışla birlikte buğday fiyatları dünya fiyatlarının altına düştü. Sonrasında piyasa gerek buğday borsalarında gerek un fiyatlarında kendini buna adapte etti. Aslında ne buğday bulamama ne de un bulamama gibi bir sıkıntı yaşandı. Burada en sıkıntılı olan konu finansman maliyetlerinin aşırı yükselmesi ile birlikte vade farklarının yükselmesi. Ayrıca sektör olarak finansmana zor ulaşma ile birlikte kısalan vadeler olmuştur. Bunları tüketicilerimize yansıttığımızda da konu kamuoyuna çok daha farklı bir biçimde yansıtılmıştır.

Son dönemde ekmek ve un fiyatları çokça gündeme geldi. Sektörünüz fırsatçılık ve stokçulukla suçlandı. Yaşananların gerçek sebeplerini, arka planını bize anlatır mısınız?
Az önce belirttiğim gibi kurlardaki hareket piyasadaki buğday fiyatlarına yansıdı. Bu fiyat hareketlerini ülkemizdeki buğday borsalarının bültenlerine bakarak net bir şekilde görebilirsiniz. Un sektörünün en önemli girdisi %85-90 aralığında buğday fiyatıdır. Dolayısıyla buğdaydaki en küçük artış un fiyatına aynen yansır. Bundan kaçınmak mümkün değildir. Ayrıca bir un fabrikası ürün standardını koruyabilmek için deposunda en az 2 aylık ürün bulundurmak zorundadır. Bu her ne kadar adı stok da olsa üretim standardı için bulundurulan aynı zamanda teslimatı yapılmamış satışların karşılığı olarak bulundurulan buğdaydır. Buna stokçuluk demek vicdani değildir. O dönemde gereksiz ve haksız yere sektör olarak çok üzerimize gelindiğini düşünüyorum. Sektördeki hiç bir arkadaşımızın bu söylemleri hak ettiğini düşünmüyorum. Kısacası tüm arkadaşlarımız ciddi üzüldüler bu konuyla ilgili. Sonuçta biz buğdayı kaça alırsak un fiyatını ona göre belirleriz. Buğday fiyatına karar verecek olan kamu otoritesidir. Sonrasında kamu TMO kanalı ile ithalat yapacağını duyurup fiyatları dünya fiyatlarının altında ilan edince tüm piyasalar ona göre şekillenmiştir.

Dolayısıyla buğday ve un fiyatının ne olacağına kamu karar verir, bizler değil. Kaldı ki bizim sektörümüz % 50’nin üzerinde atıl kapasiteye sahip ve acımasızca rekabetin yaşandığı bir sektör. Kısaca bir örnek vermek gerekirse mesleğe başladığımda 1.281 adet olan un fabrikası sayısının bugün 400’lü seviyelere düşmüş olması sektörün aslında ne durumda olduğunun net göstergesidir.

Ekmek fiyatlarına gelince, aslına bakarsanız bu konu üzerinde yorum yapmanın çok doğru olmadığını düşünüyorum. Kendi işimiz olmayan bir konuyla ilgili hele ki bu ürünün fiyatı ise hiç doğru değil. Ancak fikir olarak şunları rahatlıkla söylemek mümkün; Ekmek üreten hiçbir fırının maliyeti bir diğeriyle aynı değil. Kimi emek yoğun üretim yapıyor kimi makine yoğun, kimi kiraların ucuz olduğu bölgede kimi pahalı.

Bu kadar farklı olan maliyet yapısındaki bir ürünün fiyatının sabit olması çok sağlıklı bir durum değil. Bunun yanında sadece düz mantık olarak baktığınızda fırınların tüm girdi kalemlerinin değiştiği bir ortamda ekmek fiyatlarının değişmemesi zaman içinde son derece ciddi sorunlara sebep olacaktır. Unutulmaması gereken en önemli konu nimet olarak gördüğümüz ekmeğimizi üreten insanların iş yerlerine mutlu gitmesi hepimiz açısından daha kaliteli ekmeklere ulaşmamızın garantisi olacaktır.

İç piyasa kaynaklı yaşanan sıkıntılar, Türkiye’nin yıllardır elinde bulundurduğu dünya un ihracatı liderliğine zarar verir mi?
Elbette zarar verecektir. Bu zararın kısa ve uzun vadede ortaya çıkar. Ülke olarak ihracatımızı ithalata dayalı olarak yapıyoruz. Ancak hem iç piyasa hem de ihracat birbirini destekleyen unsurlar. İç pazar için 12 milyon ton, ihracat için ise 5 milyon ton buğday kırıyoruz. Bunları tamamen birbirinden ayrı görmek mümkün değil. Elbette önce ülkemiz ve ülkemizin ihtiyacı karşılanacak. Zaten tedbirlerde bu şekilde alındı. Ancak Türkiye olarak 115 ülkeye ihracat yapıyoruz. Bu ülkelerin farklı farklı ihtiyaçları oluyor. Bunun yanında ürettiğimiz ancak Türk ekmek yapısına uymayan buğdaylarımız var. Önce ithalat yapmak ve ülke buğday dengesini sağlamak kaydıyla bizim ihtiyacımız olmayan ürünleri ihtiyacımız olanlarla değiştirmek hem ihracatçımız açısından hem ülkemiz açısından son derece önemlidir. Bu sorunların hepsinin zaman içerisinde halledilerek hiçbir sıkıntı yaşamadan yolumuza devam edeceğimize canı gönülden inanıyorum.

Türkiye’deki fabrikası atıl kapasite fazlalığının ülke ekonomisine kazandırılması adına neler yapılabilir?
Keşke buna söyleyecek bir şeylerim olabilseydi. Bizdeki kurulu kapasite yaklaşık 40 milyon ton. 12 milyon tonu iç piyasa, 5 milyon tonu dış piyasa için olmak üzere toplam 17 milyon ton buğday öğütüyoruz. Dünya un ihracat pazarı 10-12 milyon ton civarında. Bunun yüzde 30-35’lik kısmını biz karşılıyoruz. Yani hepsini biz karşılasak bile yine de atıl kapasitemiz kalıyor. Sektör olarak yapabileceğimiz en güzel şey birleşmelerle verimliliği arttırmak olacaktır.

Türkiye’nin buğday ve un sıkıntısı yaşamaması için sizce ne gibi adımlar atılmalı?
Dünya fiyatlarının altında oluşacak bir Türkiye piyasası önümüzdeki günlerde ciddi üretim sorunlarını beraberinde getirecektir. Türk çiftçisinin en önemli iki sorunu herkesin bildiği üzere ölçek ve girdi maliyetleridir. Ölçek olarak kıyaslamak gerekirse biz ülke olarak saksıda buğday yetiştiriyoruz. Çiftçilerimizin küçüklüğü de birim alandan daha yüksek gelir elde etmelerini gerektiriyor.

Üretimin kendi ihtiyacımızı karşılamasından ödün vermemek için mutlak suretle çiftçimizin dünya fiyatlarının üzerinde bir gelir elde etmesini sağlamamız gerekmektedir. Bunu iki şekilde yapmak mümkün: İster direk piyasaları dünya fiyatlarının üzerde oluşturursunuz, isterseniz de piyasaları dünya fiyatlarının altında oluşturur pirim sistemiyle aradaki farkı kapatırsınız. Bu tamamen kamunun karar vermesi gereken bir konudur. Bunu yapmadığımız taktirde zaman içerisinde sadece ihracat için değil kendi ihtiyacımız içinde buğday ithal eden ülke noktasına geliriz. Bu hepimizin sorumluluğunda olan çok ama çok önemli bir konu.

Halim Kırtız Gıda olarak 2019’a yönelik hedefleriniz neler?
Öncelikle tüm paydaş ve meslektaşlarımın yeni yılını kutluyorum. 2019 hepimiz için huzur, sağlık, mutluluk, bol bereket getirir inşallah. 2018 hem ülkemiz hem de sektörümüz için çok keyifli bir yıl olmadı maalesef. Tabi firma olarak biz de bu durumdan etkilendik. 2019’da yenilediğimiz fabrikamızda, üretime ilave edeceğimiz yeni ürünlerimizle müşterilerimize daha iyi hizmet sunmayı hedefliyoruz.

Sizin eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Ülkemiz son derece dinamik ve güçlü bir ülke. Kamusuyla özel sektörüyle hepimiz bir bütünüz. Gücümüzün farkında olalım kaynaklarımızı ve enerjimizi birbirimizi suçlayarak ya da kavga ederek harcamak yerine birbirimizi anlayarak sorunlara ortak çözümler bularak harcayalım. Sonuçta ülkemiz kazansın.

Tüm dost, meslektaş ve sektör paydaşlarına sevgi ve saygılarımla…

Bir önceki yazımız olan "“Rusya buğday ihracatını artıracak”" başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Kontrol edin

TMO Genel Müdürü Güldal’dan üretici ve sanayiciye müjde: Buğday üretimini artıracak bir alım fiyatı açıklayacağız

“2019 yılında hasat başlamadan önce üreticilerimizi memnun edecek seviyede bir fiyat belirlenerek ülke genelinde alımlara …